DİKTATÖRLÜK DEĞİL ÖZGÜRLÜK! SAVAŞ DEĞİL BARIŞ!

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı tarafından dün itibariyle yayınlanan deklarasyon bir kez daha gösterdi ki; Kürt sorununun müzakereler aracılığıyla demokratik siyasal çözümüne ve barışın inşa edilmesine ilkesel bağlılığını korumaktadır.
Savaşın karşı tarafı devlet ve AKP hükümet ise,bırakalım müzakereden, siyasal çözümden ve barıştan lafzi olarak bile söz etmeyi, bunları talep edenleri, söz söyleyenleri, eylem halinde olanları yok edilmesi gereken düşmanlar olarak gören ve fiilen öyle davranan konumunu ısrarla korumaktadır. Özcesi; Kürt varlığını, kolektif ulusal haklarını ve meşru mücadele güçlerini inkar, imha ve soykırımla yok etme sömürgeci faşist çizgisini sürdürmektedir. Varsa bir “ilke”leri, o da budur!
Öncesi bir yana, 15 Temmuz askeri faşist darbesinin bastırılması sonrasındaki yönelimlerinin de kesin biçimde gösterdiği gibi, Saray/AKP cuntası sivil faşist darbe rejimini daha da derinleştiren, yaygınlaştıran OHAL/fiili sıkıyönetim uygulamalarıyla “çözüm” aramaktadır. Rejimin genel demokrasi düşmanlığının en derin görünümü olarak Kürt düşmanlığı bir gram azaltılmadan sürdürülmekte, toplum şovenist-ırkçı propaganda çılgınlığıyla kuşatılmakta, linççi saldırganlık kışkırtılmakta ve ödüllendirilmektedir. “Darbeye karşı demokrasi” lafazanlığının bu faşist politikaların üzerini örtmek, gerçekleri toplumdan gizlemek amacı dışında hiç bir gerçek karşılığı yoktur.
Şüphesiz ki, KCK bütün bu gerçekleri ve daha fazlasını da göz önünde bulunduran ve değerlendiren deklarasyonuyla halklarımıza ayrıştırıcı, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı çözümsüzlüğe karşı kardeşleştirici, birleştirici ve eşitlikçi demokratik çözümün; yıkıcı ve kıyıcı savaşa karşı demokratik barışın yolunu/alternatifini bir kez daha güncelleştirme sorumluluğunu ortaya koymuştur. Üzerine düşeni bu çerçevede sonuna kadar yerine getireceğini beyan etmiş, devleti ve AKP hükümetini bir kez daha başlattığı savaşı sonlandırma sorumluluğunu yerine getirmeye davet etmiştir.
Deklarasyonda öne sürülen Abdullah Öcalan’ın özgürleşme koşullarının sağlanması; HDP’nin de içinde olduğu bir Meclis heyeti kurularak Öcalan’la görüşmesi ve müzakereleri hemen başlatma kararı alınması; Öcalan’a kendi örgütü dahil, parlamento içi ve dışındaki tüm siyasi partiler, Aleviler başta olmak üzere demokratikleşme ve kendi sorunlarının çözümü konusunda görüşü olan topluluklar, sivil toplum örgütleri ve aydınlarla görüşmesine imkan yaratılması biçiminde somutlanan adımların AKP tarafından atılıp atılmaması sürecin yönünün değişip değişmeyeceğini belirleyen temel kıstaslar olacaktır.
Partimiz ESP, KCK deklarasyonuyla dile getirilen irade beyanını değerli bulmakta, sahiplenmekte ve halklarımızın eşitlik, adalet, özgürlük ve barış talebi ve mücadelesinin güçlendirilmesine hizmet eden bir fırsat yarattığına inanmaktadır. Bu çerçevede partimiz üzerine düşen sorumluluğu şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yerine getirme çabasını sürdürecektir. Bu koşullar altında, Türkiye emek ve özgürlük güçlerinin birleşik mücadelesinin büyütülmesi, sağlamlaştırılması ve ilerletilmesi görevinin daha da kritik bir önem kazandığını düşünen partimiz, emekçi sol güçlerin her nitelikten öznelerini devrimci demokratik halk hareketi cephesi etrafında örgütlenmeye ve birleşmeye çağırmaktadır. ESP Merkez Yürütme Kurulu

 

EZİLENLERİN SOSYALİST PARTİSİ