Gümüştaş yazdı: Yürüyelim!

Nazım’ın yol öğreten dizeleri der ki; “Havaları boydan boya yarıp ikiye, bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak yürümek!..” Bütün kuşatmaların, karanlık zamanların, zorun imkânlarla iç içe biriktiği kesitlerin, gerilimin birikimlere, birikimin patlamaya dönmeye evrildiği dönemeçlerin düsturudur bu. Bir dönemeçte kendini, yolunu dosdoğru çizmek için gerekir.

“Böyle gitmez”, “Şöyle olmaz”… “Eski normale dönmeyeceğiz”, “Yeni normali reddediyoruz”… “Başka bir toplumsal düzen istiyoruz”… diyorsak tam da şairin dediği gibi yürünecek. “Kelleni orta yere, yüreğini yumruklarının içine koyup” hem de.

Pandemi dönemiyle birlikte çok yazıldı, çok söz tüketildi üzerine. Rejim yönetemiyor. Dünyada burjuva hükümetler yönetemiyor. Emperyalist kapitalist sistemin krizi büyüyor. Bir virüsün bütün dünya işçi sınıfı ve ezilenlerinin gözleri önüne serdiği iflas durumudur bu. Faşist iktidarlar, burjuva hükümetler ellerindeki tüm imkânları seferber ederek, halkın kazanılmış haklarını gasp ederek, işçi sınıfı ve emekçileri sermayenin kârı uğruna ölümüne çalıştırarak, biriken toplumsal gerilimi bastırmanın her türlü zoruna, terörüne başvurarak krizden çıkış imkânı yaratmaya çalışıyor.

Coğrafyamızda salgının şiddetle yaşandığı üç aylık süre sonunda 4500’ü aşkın insan yaşamını yitirdi, yüz binlercesi hastalandı. Gelinen aşamada ise salgın tehlikesi ortadan kalkmadığı gibi yeni bir dalga riski devam ediyor. Faşist rejim, patronların çıkarlarını esas alacak şekilde adım adım “normalleşme” kararları alıyor. Halk sağlığı açısından yıkıcı sonuçlar üretecek tüm adımlar atılıyor. Bir yandan da vekilliklerin düşürülmesi, seçim ve siyasi partiler yasasının yeniden düzenlenmesi ile parlamenter sistemi daraltmanın, emek ve meslek örgütlerini işlevsizleştirmeye dönük yasal düzenlemeyle kamusal-toplumsal alanı tekleştirmenin, bekçilere silah kullanma yetkisi ile toplumsal patlamalar karşısında baskı ve terörü yaygınlaştırmanın adımları atılıyor.

Tüm bunların politik okumasını yapanlar ve yol açma iddiasında olanlar için durum şu merkezde; rejim giderek derinleşen iktisadi krizle ve her yandan biriken, en tekil, lokal konuda bile bir patlamaya, toplumsal isyana dönüşecek politik gerilimle sıkışıyor. İşte böyle zamanlarda politik mücadele hattı düz bir yoldan kurulmaz. Böyle zamanlarda akanın içinde akmak, duruma bakmak olmaz. Böyle zamanlarda devrimci politika kararlı bir öncülük ve kendini ortaya koyma iddiası-iradesi gerektirir.
HDP’nin kampanya ve yürüyüş kararı mevcut duruma karşı bir beyandır öncelikle. Bu irade beyanını bakın önce kim görüyor; söylemleriyle faşist kitle mobilizasyonu sağlamaya çalışan AKP-MHP faşist bloğu; HDP’nin kendi gücüne dayalı siyasetini terbiyeye soyunmuş CHP; halklarımızın bağrına şovenizmi şırınga etmeye kodlanmış Vatan Partisi… Salgın bahanesiyle Edirne il girişlerini 3 gün süreyle sınırlandıran Valilik, HDP Kadın Meclisi’nin eylemlerini, HDP-HDK’li LGTBİ+’ların Orlando protestosunu baskılayan Emniyet güçleri. HDP yürüyüşüne dair yapılan açıklamalar, şimdiden başlayan saldırı ve yasaklar, siyasi operasyon ve tutuklamalar, faşizmin sağlığı ve güvencesi için yapılıyor. Çünkü HDP kendi başına bir yapı değil; programını birleşik örgüt yapısı ile eyleme, duruşa dönüştürmüş etkin bir siyaset odağıdır. Bu odak, sözünü, eylemini halklarımızın, ezilenlerin talep ve özlemlerine doğru kurduğu her durumda kitleleri kazanmış, özneleştirmiş bir varlık zeminidir. Kampanya ve yürüyüş de aynı zeminden geliştirildiğinde, kitlelere gitmekte, onların taleplerinin kararlı, eylemli savunucusu olmakta ısrar sergilendiğinde başarmaya, yeni bir yol açmaya adaydır.
HDP yine “Biz’ler”in dilini konuşuyor. Edirne’den Hakkari’ye “Biz Varız” diyor. Özgürlük, demokrasi, adalet için “Hep Birlikte” diyor.
Bu yürüyüş; yaşamları açlıkla salgın arasına sıkıştırılmış işçilerin, emekçilerin iş, ekmek, yaşam hakkı güvencesi için!

Bu yürüyüş; pandemide ücretli izin hakkı için direnen; yaşam ve emek için 1 Mayıs’ta, Soma katliamının yıl dönümünde, 15-16 Haziran direnişinin öngünlerinde sokakta olan mücadeleci sendikalar için!
Bu yürüyüş; emeği görülmeyen, evde, işte, yaşamda ayrımcılığa, şiddete maruz kalan, salgında, krizde ilk kapının önüne konulan kadın işçi, emekçiler için! Hakları ve yaşamları için direnen kadınlar için!
Bu yürüyüş; virüsü bile LGTBİ+’lardan bilen nefret ve ayrımcı söylemlere, homofobik, transbofik yaklaşımlara isyan eden, “Alışın Burdayız” diyenlerin sesini büyütmek için!

Bu yürüyüş; antifaşist mücadelenin en önünde konumlanan gençlik için!
Bu yürüyüş; inançları yok sayılan, ibadethaneleri bombalanan Alevi halkımız için! Kilisesinden çanı, inançlar diyarı memleketimizden duası sökülen gayrimüslimler için.

Bu yürüyüş meslek onuru ve adalet için ölüm oruçlarında, hapishanelerde, adliyelerde direnen avukatlar; mesleğe boyun eğdirmemek için seçim düzenlemesine karşı duran barolar için!
Bu yürüyüş; Kaz Dağları’ndan Hasankeyf’e doğa talanına karşı durmak ve eko-sistemin korunması için!

Bu yürüyüş; George Floyd’u soluksuz, Barış Çakan’ı dilsiz-kimliksiz bırakan ırkçılığa karşı halkların eşitliğini yükseltmek için!
Kaldırım kenarlarına dizilmiş ölülere, mezarlıklara yapılan saldırılara karşı emekçi halk onurunu yükseltecek bir kardeşlik köprüsü kurmak için bu yürüyüş!

Bu yürüyüşü büyütelim. İnşaatlardan, tersanelere; evlerden atölyelere; parklardan meydanlara; bir sendikadan, öbür yöre derneğine, bir kentten diğerine… bir kulaktan başka kulağa, bir dilden başka bir kimliğe… hep birlikte yürüyelim!