ESP MYK SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

31 Mart yerel idareler seçimini geride bıraktık. Bu seçim, her ne kadar adına mahalli idareler seçimi dense de, gerek AKP-MHP yönetimindeki faşist rejim krizinin gerekse de başta Kürt halkı olmak üzere halklarımızın bu rejimle hesaplaşmasının bir anı olması nedeniyle yerel olmaktan çıkarak genel bir siyasal seçim ve mücadele konusuna büründü. AKP-MHP faşist bloku süreci “beka” sorunu olarak ortaya koydu. Partimiz ve HDP başta gelmek üzere ezilenlerin farklı siyasal güçleri ise süreci bu faşist blokla hesaplaşmanın, onu geriletmenin ve özgürlükler mücadelesinin önünü açmanın zemini olarak tanımladı. 

Hiç şüphe yok ki, henüz resmi bir kesinlik kazanmamış olsa da sonuçlara dair ilk söylenecek söz, AKP-MHP faşist blokunun halklarımızın iradesi karşısında siyasal bir yenilgi aldığıdır. 7 Haziran 2015 genel seçiminden bugüne, gerek seçimler ve referandum yoluyla sandıkta, gerekse de OHAL uygulamaları yoluyla sokakta halkların iradesini zapturapt altına alan bu faşist koalisyon bu kez ezilenlerin iradesini aşamamış, devletin tüm olanaklarını pervasızca kullanmasına, kirli medya manipülasyonlarına ve yargı-asker-polis baskısına rağmen sandıktan yenilgiyle çıkmıştır. Bu sonuç, her şeyden önce 3 yılı aşkın bir zamandır faşist bloka boyun eğmeyen, en azgın devlet terörüne rağmen kendi iradesine sahip çıkan halklarımız ve onların öncü kuvvetlerinin bir başarısıdır. 

Yeni bir mücadele zemininin yolunu döşeyen seçim sonuçları her bakımdan dikkatle analiz edilmeyi haketmektedir. Bu sonuçları doğru okumayan, objektif sonuçlar çıkarmayan ezilenlerin öncü siyasal kuvvetleri, tıpkı 7 Haziran seçim sonuçları sonrası yaşanan aşırı iyimserliğe, politik atalete, basiretsizliğe düşmekten kendilerini kurtaramayacaktır. Bu ise yalnızca faşist blokun yeni hamle ve savaş oyunlarını devreye sokmasında elini kolaylaştıracak, halklarımıza ise kaybettirecektir. 

31 Mart yerel seçimleri burjuva egemen sınıfın rejim krizini derinleştiren sonuçlar doğurmuştur. 24 Haziran seçimleriyle kurumsallaştırılan diktatörlük rejimi bu krizi çözememiş, egemen sınıf içerisindeki çelişkiler derinleşmişti. Yerel seçimleri bu rejim inşasının önemli bir uğrağı ve tamamlayıcı süreci olarak gören AKP-MHP bloku muradına erememiş, “beka sorununu” çözememiştir. Gerek egemenler arası çelişkiler, gerekse bu blokun politik aktörleri olarak AKP ve MHP’nin kendi içlerinde siyasi ve örgütsel kriz zemini güçlenmiştir. 

Devlet aygıtını elinde tutmasına rağmen AKP-MHP faşist blokunun giderek gerilediği, siyasal-toplumsal meşruiyetinin daha fazla sorgulandığı, derinleşen ekonomik ve siyasal krize çözüm gücü olamayacağı, özel olarak faşist şef Erdoğan’ın dümeninde bulunduğu AKP’nin yıldızının söndüğü, bu seçim sonuçlarının açığa çıkardığı olgulardır. Bu olgular halklarımıza moral ve güç kattığı gibi aynı zamanda öncü güçlere bu rejimi söküp atmanın yeni görev ve sorumluluklarını da yükler. Saray iktidarında cisimleşen AKP-MHP faşist bloku gerilemekte, kan kaybetmekte ve bu topraklardan sökülüp atılmayı bin kez daha haketmektedir. 

Bu faşist blokun karşısında konumlanan burjuva muhalefeti ve özgün olarak CHP ise seçimin kazananı görünümündedir. Sonuçlar henüz resmiyet kazanmamış olsa da seçimin belirleyen iki metropolü olan İstanbul ve Ankara AKP-MHP blokundan alınmış, CHP uzun yıllar sonra yerel seçimlerde iktidar olma fırsatı yakalamıştır. Ancak bu sonuç halklarımız açısından yanıltıcı olmamalıdır. Bu başarı, CHP’nin kendi özgücüyle elde edilmiş bir sonuç değildir. Bilakis, belirleyici güç başta metropollerde yaşayan Kürt halkımız olmak üzere Türküyle, Arabıyla, Lazıyla, Ermesiyle, Alevisi, Sünnisi ve Hıristiyanıyla farklı ulusal, inançsal ve cinsel kimliklerden milyonlarca seçmenimizdir. Batı metropollerinde “AKP-MHP faşist blokuna kaybettirme” taktiği olmamış olsaydı, CHP, ne İyi Parti ne de başka bir burjuva muhalif gücün desteğiyle bu seçimi kazanamayacaktı. Açıktır ki, kazandıran da kaybettiren de HDP seçmeni ve özgün olarak vurgulamak gerekir ki Kürt halkımızdır. 
Bu sonuç, her şeyden öte halklarımızın örgütlü gücünün etkisini göstermektedir. Ancak AKP-MHP iktidarı yerli yerinde durmakta ve hiç şüphe yok ki yeni savaş taktikleri ve saldırı hamleleri planlamaktadır. 7 Haziran’da daha büyük bir politik sonuç almış olmamıza ve AKP’yi iktidardan devirmemize rağmen sonraki sürecin sorumluluklarını yerine getirememenin sonucu gelişen ağır süreç hatırlanmalıdır. Batı metropollerinde yaşayan milyonlarca emekçinin seçim sonuçlarından aldığı moral enerji ve oluşan beklenti iyi değerlendirilmeli, bu enerji kendiliğinden ya da faşist iktidar blokunun türlü oyun ve hamleleriyle sönümlenmeden yeni bir mücadele dinamizmine dönüştürülmelidir. Faşist rejimin yıllardır sandıkta halk iradesi ve bilinçler üzerinde kurduğu ipotek, kuşatma ve tecrit bir kez daha yenilmiştir. Şimdi asıl görev bu sonucu sokaklara taşımak ve halk örgütlülüklerini büyütmektir. 

Seçimin bir diğer kritik sahası ise Kürdistan kentleri oldu. Kürt halkının büyük bedeller ödeyerek kazandığı yerel yönetim organlarının kayyum görüntüsüyle sömürgeci işgal ve talana uğradığı iki yıllık bir sürecin üzerine gelmiştir bu seçimler. Doğaldır ki Kürt halkı ve politik öncüleri açısından bu seçim, AKP-MHP faşist blokunun zulmüyle hesaplaşma, rejimi bir kez daha sandıkta yenilgiye uğratma ve bu yolla gaspedilmiş mevzilerini geri alma mücadelesine dönüşmüştür. Kürdistan kentlerinin hiçbirinde şu ya da bu düzeyde olağan bir seçim süreci işlememiştir. Her türlü yasal ve fiziki zor Kürt halkının önüne dikilmiştir. Ancak özgüvenle söyleyebiliriz ki işgal, savaş ve talan politikaları Kürt halkının iradesi karşısında bir kez daha yenilgiye uğramıştır. Bu güncel yenilgi sömürgeciliğin Bakûr Kürdistan’da kaybetmeye mahkum olduğu gerçeğini bir kez daha bilinçlere kazımıştır. Iğdır’dan sonra Kars’ın da kazanılmış olması, gaspedilen büyükşehir ve kent belediyelerinin çoğunun geri alınması bu tarihsel gerçeğin yalnızca güncel bir görüntüsüdür. 

Seçimlerde kadın iradesi de HDP ile öne çekilmiş, kaybedilen eş başkanlık kurumu da yeniden kazanılmıştır.

HDP’nin Kürdistan’da yaşadığı kısmi oy kaybı ise elbette iyi analiz edilmelidir. Açık ki, sömürgeci devlet aygıtının tüm aparatları Kürt halkının iradesi karşısında birleşmiştir. Şırnak’ta yaşanan bir seçim süreci değildir. Asker-polis ve kontrgerilla aygıtının terörü ve her türlü yasal, bürokratik gücü arkalayarak ortaya koyduğu savaş oyunudur. AKP somutunda rejim Kürdistan’da zor durumdadır ve “beka” tarifinin kaynağı Kürdistan kentleridir. Buradan alınacak başarısız sonuçlar “kayyum hamlesinin” de işe yaramaz olduğu sonucunu göstereceği gibi, son bir kaç yıldır Türk halkının beynine zerk edilen kirli savaş yalanları ve kurgularının da boşa düşeceği anlamına gelecekti. Son dört yıldır her türlü askeri, siyasi, hukuki yolla Kürdistan halkına diz çöktürmeyi murad etmiş AKP-MHP faşizmi yalan da olsa başarıya mahkumdu. İşte seçim gecesi faşist şef Erdoğan’ın Kürdistan için erkenden ilan ettiği “başarı hikayesi”, rejimin yenildiği gerçeğini gizlemeye ve sahte zafer algısını örgütlemeye dönüktür. Bu nedenle Şırnak özel olarak seçilmiş, yine bu nedenle Muş’ta her türlü zor kullanılarak sandıktan çıkan halk iradesi ipotek altına alınmış ve yine aynı nedenle Dersim’de Devrimci Güç Birliği’nde cisimleşen HDP’nin seçimleri kaybetmesi devletçi CHP marifetiyle planlanmıştır. Bu bir seçim süreci değil, her türlü gücün devrede olduğu açık bir savaş süreci olarak işlemiştir. 

Ne var ki, halkın ilerici-devrimci öncüleri oy kaybını yalnızca gerçeğin bu tarafından bakarak değerlendiremez. Zayıflayan örgütlülük düzeyi, buna karşın boşlukların hızla doldurulamaması, geçmiş dönem kimi yerel yönetim pratiklerinin olumsuz etkileri, seçim taktikleri ve ittifak politikaları gibi başkaca faktörler de oy kaybının diğer nedenleri olarak görülmelidir. Bizlere düşen geride kalan bu süreçten önemli dersler çıkarmak, bu dersler ışığında yeni dönemin görevlerine sıkı sıkıya sarılmaktır. 

31 Mart seçim sonuçlarının halklarımız adına asıl muhatabı HDP ve ilerici-devrimci-sosyalist güçlerdir. CHP ve etrafında şekillenen burjuva muhalefet cephesi faşist blokla kesin bir hesaplaşmaya girmeyecek, kazandığı mevzileri korumayı esas alacaktır. Derinleşen ekonomik ve siyasal kriz koşullarında CHP’nin halklarımıza vereceği anlamlı hiçbir çözümü yoktur. Ne AKP’den yumuşama hamleleri, ne de CHP’den ittifak zeminini genişletmek ve mücadele azmi göstermek beklenmemelidir. Sandıktaki başarı ancak sokaktaki emekçilerin örgütlü güce dönüştürülmesiyle ve mücadele seferberliğiyle korunabilir. Bir an bile duraksamaksızın ve tereddüt etmeksizin faşist blokun üzerine yürüyecek gücü derleyip toparlamak 31 Mart seçim sonuçlarının güvenceye alınması demektir. Bu sorumluluk ise birleşik mücadelemizin merkezindeki HDP ve ilerici, devrimci sosyalist güçlerin omuzlarındadır.