Sömürgecilerle İşbirliği Değil Ulusal Birlik!

Dünya halkları kapitalist-emperyalist sistemin yarattığı cehennemin sonucu olan Covid-19 pandemisinin ağır sonuçlarını yaşamaya devam ediyor. Ortadoğu’nun kadim halklarından Kürt halkı ise bu yetmezmiş gibi yaşadığı her bir toprak parçasında sömürgeci rejimlerin ve işbirlikçilerinin ölümcül saldırılarına maruz kalıyor. Pandemi krizinin yarattığı belirsizlik ortamında sömürgeciler ve onların politikalarına ortak olanlar Kürdistan’ın her bir parçasında halkın kanının dökülmesine sebep oluyor.

Sömürgeci Türk burjuva devleti ve onun faşist rejimi Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü savaşta olduğu gibi Güney’de de BM denetimindeki Maxmur Kampı’na hava saldırısı düzenleyerek katliam yapıyor, Kandil sahasını aralıksız bombardımana tabi tutuyor.

Rojava’da diktatörlüğün beslemesi çeteler işgal ettikleri bölgelerde her gün katliam yapıyor.

İran’da faşist molla rejimi yıllardır esaret altında tuttuğu yurtsever Kürt devrimcisi Mustafa Salim’i idam ediyor.

Güney Kürdistan’da Barzani iktidarı ve KDP, işgalci Türk devletiyle işbirliği temelinde anlaşmalı ve güvenli bölge olan Zine Werte’ye askeri yığınak yaparak Kandil’e askeri harekatın ve işgalin yolunu açmaya çalışıyor, diyalog yoluyla sorunu çözmek için çalışan 3 gerillanın katledilmesine ortak oluyor.

Ne pandemi, ne halk sağlığının önceliği sorunu sömürgeci rejimleri ve işbirlikçilerini Kürt halkına saldırmaktan alıkoymuyor. Açık ki, sömürgeciler sosyal ve fiziksel mesafenin zorunluluğu nedeniyle kitle mücadelesinin düzey kaybı yaşadığı koşullardan yararlanarak Kürt kanı dökmekte duraksamıyor.

KDP/Barzani rejiminin Zine Werte alanına yaptığı askeri yığınak faşist sömürgeci rejimle yaptığı işbirliğinde derinleştiğini gösteriyor. Corona virüsüne karşı önlem bahanesiyle yapıldığı söylenen bu provokatif girişim, açık ki sömürgeci Türk burjuva devletinin talebi ve yönelimi doğrultusundadır. Güney Kürdistan rejimi ve Kandil halkı için herhangi bir güvenlik riski taşımayan, askeri açıdan KDP için stratejik bir değeri bulunmayan bu bölgeye ağır silah ve peşmerge gücü yığmanın hiçbir mantıklı ve haklı gerekçesi yoktur. Bu, ancak hali hazırda Güney Kürdistan’da 20’den fazla askeri üssü bulunan sömürgeci rejime yeni üs ve istihbarat alanları açarak bölgeyi kuşatmasına ve bu yolla Kandil’e işgal harekatı için elini güçlendirmesine yaramaktadır. Daha stratejik tehlike ise kendi iktidarının çıkarları uğruna yeni bir Brakuji/Kardeş kavgasıyla Kürt kanını dökmektir. KDP, izlediği bu politikayla yakın tarihimizde Kürdistan halkına karşı işlediği büyük günahlara yenisini ekleme yönelimindedir.

Kürdü Kürde kırdırma politikası tüm sömürgeci rejimlerin kullanageldiği bir politika oldu. Kendi burjuva iktidarının çıkarları için sömürgeci güçlerle ortaklaşan KDP/Barzani rejimi, son günlerde izlediği bu politikalarla bir kez daha tarihin lanetli sayfalarına adını yazdırmak niyetindedir. Son 30 yıldaki kardeş kavgalarının ağır sonuçları tüm parçalardaki Kürdistan halkının hafızasında canlıdır. Bu politika yalnızca sömürgeci güçlere kazandıracaktır.

KDP, ilerlediği bu yoldan vazgeçmeli, yaptığı askeri yığınağı geri çekmelidir. Güney Kürdistan halkının çıkarı Türk burjuva devletiyle işbirliğinde değildir. Başur halkı 2017 yılında yapılan bağımsızlık referandumunda AKP’nin ve sömürgeci faşist rejimin gerçek yüzünü görmüştür. İşgalci ordunun Güney Kürdistan topraklarındaki herhangi bir yeni askeri üssü ve olası Kandil harekatı sadece PKK güçlerini değil, dört parçadaki Kürt halkını, tarihsel kazanımlarını ve çıkarlarını hedeflemektedir. Hewler’deki, Şengal’deki, Ranya’daki, Dohuk’taki, Zaxo’daki küçük bir Kürt çocuğu dahi sömürgecilerden medet ummanın, mazlum Kürt halkının çıkarlarını savunmasını beklemenin ne denli boş bir beklenti olduğunun bilincindedir. Bir Kürt özdeyişinde olduğu gibi, “Devlet eşek olsa güvenip binmeyecek” kadar sömürge ulus deneyimine ve bilincine sahip olan Kürt halkı KDP’nin yalan ve ikiyüzlülükle açıkladığı gerekçelere de kanmayacaktır. Barzani rejimi ve KDP yönetimi de bu yanlıştan derhal dönmeli, sorun varsa Kürt örgütleri arasında diyalogla çözüm aramalı, sömürgecilerle işbirliği yerine ulusal birlik politikası izlemelidir.

Başta dört parçada ve diasporada yaşayan tüm Kürdistan halkının kardeşlik duygusu olmak üzere, yurtsever, demokrat, devrimci, komünist Kürt parti ve örgütlerinin tarihsel deneyimlerine güveniyor, Kürt halkının ulusal birliğine ve Ortadoğu halklarının çıkarına zarar veren bu gelişmeye karşı tutum alacaklarına inanıyoruz.

Kürt halkının dostu ve müttefiki olan Türkiyeli ilerici, devrimci, sosyalist parti ve örgütleri, tutarlı aydın ve demokratları da saray rejiminin sömürgeci heveslerine karşı sesini yükseltmeye, işgal planlarını teşhir etmeye, Kürt halkının yanında olduğunu en güçlü şekilde göstermeye çağırıyoruz. Başta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere Ortadoğu ve dünya halklarının asıl düşmanının virüs değil kan emici sömürgeci faşist rejimler olduğu bir de bu vesileyle gösterilmelidir.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi
Merkez Yürütme Kurulu
21 Nisan 2020