KİMİN YENİLGİSİ? GÖRÜNENİN ARDINDAKİ GERÇEK

|Sıtkı Güngör|
24 Haziran seçimlerini de geride bıraktık. Hiçbir biçimde demokratik olmayan seçim sürecinin ardından geriye, bir seçim klasiği olarak yaşanan köhnemiş CHP içi tartışmalar ve milyonların kafasında ”Şimdi ne olacak?” sorusu belirdi. Ancak taşıdığı kaygı ve belirsizlik anlamı dışında oldukça edilgen bir soru bu. Yığınlar bakımından bir anlamı olsa da politik öncüler bakımından doğru soru bu değil. Asıl yanıtlanması gerek soru şu: Şimdi ne yapmalı?
Öyle görünüyor ki, mevcut rejimden kurtulma beklentisinin bu seçimde de gerçekleşmemiş olması rejim muhalifi milyonlarda belirgin bir demoralizosyon yaratmış durumda. Daha önemlisi bu ruh halinin devrimci-demokratik öznelere bulaşıp bulaşmadığı. Kimin kazandığı, kaybedenin kim olduğu sorularına doğru yanıt verilmezse, yeni dönemin zorluklarını karşılamak da, dönemin olanaklarından yararlanmak da zorlaşacak.
Her şeyden önce bu bir seçimdi ve gelecek açısından eldeki sonuç tek başına belirleyici olamaz. Sandık yenilgisi kadar yengisi de sınıf mücadelesi bakımından tayin edici değildir. Öte yandan, AKP-MHP koalisyonuna karşı sandıkta yenilen halklarımız değil, burjuva muhalefet partileridir. Esasen de bunun başını çeken CHP’dir. CHP, son üç yılda sürecin en kritik anlarında gösterdiği devlet/rejim yanlısı -dolayısıyla halk karşıtı- tutumlarıyla kendi yenilgisinin yolunu döşemiştir. Seçim sürecinde Muharrem İnce üzerinden yarattığı görece etki ise dip dalgası değil, yüzeydeki köpük oldu. 95 yıllık bürokratik devletçi zihniyetin ağzından 45 günde çıkan sözde halkçı, demokratik vaatlerin inandırıcı gücü ancak bu kadarına yetti demek ki! Rejimin niteliğini “diktatörlük” olarak tanımlayıp alternatifini sandıktan çıkartmaya çalışmak, şapkadan tavşan çıkartma illüzyonundan ibaret oldu. Bundan geriye “diktatör tebrik edilmez” sözüyle yenilginin üstünü örten mağrur bir tutum kaldı. İyi ama, diktatörler seçimle de gitmez ki!
24 Haziran’ın stratejik düzeyinden kaybedeni ise Erdoğan ve AKP’dir. Nihayetinde Erdoğan yüzde 52 ile “başkan” seçildi ve başında bulunduğu koalisyon parlamentoda çoğunluğu aldı. Rakamların soğuk dili bunu söylüyor elbet ama bu yalnızca görülen. Erdoğan’ın başına devlet kuşu kondu ama bu onu pek mutlu etmişe benzemiyor! Zira, görünenin ardında daha başka bir gerçek yatıyor. O da Erdoğan’ın kaybettiğidir.
Birincisi -ve en önemlisi- rejim, bütün amansız saldırılarına rağmen halkların gerçek demokratik mevzisi olan HDP’yi barajın altına itmekti. Üstelik HDP, 1 Kasım sürecinin koşullarıyla kıyaslanamayacak düzeyde ağır bir süreçte oylarını arttırmış, AKP-MHP koalisyonunun karşısına dikilmiştir. Önümüzdeki süreç, HDP’nin bu başarısının neden kritik olduğunu gösterecektir. Burada kastettiğimiz parlamentoya girmek ve orada muhalefet partisi olmak değildir. Asıl önemli olan faşizme karşı birleşenlerin ve direnenlerin her türlü zorluğa rağmen kazanabileceğini bir kez daha pratik olarak göstermiş olmaktır.
Nihayetinde demokrasi ve özgürlükler mücadelesi sürüyor. Ve işte bu mücadelenin kritik bir anında halkların HDP de somutlaşan iradesinin elde ettiği bu başarı yakın geleceğin kazanılmasının da yolunu döşüyor. Bu başarının üstüne basarak daha güvenle ilerleyebiliriz. HDP’nin bu başarası aynı zamanda iktidar blokunun baraj altı hedefiyle kesin sonuç alma hesabını bozmuştur.
İkincisi; iktidar partisi açık bir oy kaybına uğradı ve gerilediği tescillendi. Erdoğan ve partisi eskimiştir. O, ancak MHP’nin koltuk değneği olmasıyla ayakta durmaktadır. Erdoğan’ın bıktırıcı medrese tekerlemesine dönen yol-köprü-terör ajitasyonunun etkisi tükenmiştir.
Üçüncüsü; Erdoğan seçimleri kazanmak için çıkardığı ittifak yasasının sonucu olan koalisyonun kaybeden tarafı olmuştur. Başkanlığı alsa dahi parlamenter çoğunluğu kaybederek hedefine ulaşamamıştır. Bahçeli/MHP gibi ne zaman ne yapacağı kestirilemeyecek güvenilmez bir parti, AKP/Erdoğan’ın ayağındaki pranga olmuştur. Böylece MHP, yalnızca koalisyon ortağı değil, devlet iktidarının da ortağı olarak Erdoğan’ın ”mutlak lider” tasavvurunu tuzla buz etmiştir. Tek adam yerine bu ”iki adam” koalisyonuyla oluşan ”ikili iktidar” biçiminin yaratacağı buhranları önümüzdeki süreçte göreceğiz. Yönetememe hali yaratılan bu ucube sitemin açığa çıkaracağı öngörülemez krizlerle birleşerek egemenler arası yeni çatışma alanları yaratacaktır. Rejim krizine çözüm olarak getirilen bu sistem, -oluşan güçler dengesiyle- başlı başına krizin zemini olmaya adaydır.
Dördüncüsü -ve temelde var olan- sürecin krizini büyüten ekonomik ve siyasal gelişmelerin nesnel etkisidir. Kapitalizmin ekonomik krizinin önlenemez gidişatının yarattığı sarsıntılar ve yıkıntı, bunların emekçi halklar nezdindeki yansımaları, Kürt özgürlük mücadelesi ve sert savaş koşulları, bölgesel ve uluslararası gelişmelere, Erdoğan’da kişiselleşen aşırı güç merkezleşmesinin devlet yönetiminde ve toplum yaşamında yarattığı yarılmalar, iktidar partisi ve lideri için bumerang etkisi yaratacaktır. 2002’den bu yana muzaffer kumandan edasıyla yapılan balkon konuşmalarının en biçimsel ve iddiasız olanının 24 Haziran gecesi yapılmış olması manidardır. Ortada kesin gerçek bir zafer yoktur ve Erdoğan bunun bilincinde olarak pek de mutlu değildir.
Görünenin ardındaki gerçek budur. Seçimlerin asıl kazananı, OHAL-darbe koşullarına rağmen HDP’de cisimleşen halklarımızın iradesi ve umududur. İşçiler, kadınlar, KHK ile işinden edilse de direnen emekçiler, gençler, Kürtler, Aleviler, LGBTİ+’lerdir. Özcesi direnenlerdir. Yani, daima mücadele eden ve örgütlenenlerdir.
Ancak mücadele sürüyor ve zorlu bir dönem daha açılıyor. O halde örgütlenmek, boşlukları doldurmak ve yeni politik mücadelelere girişmek savsatılamaz bir görevdir. 7 Haziran sürecinden deneyim çıkarmak, dönemin açığa çıkmış zaaflarını aşarak hızla kitle örgütlenmesine ve politik mücadeleye girişilmesidir. Rejime muhalif milyonlarda yaşanan demoralizasyonun tersine çevrilmesinin yegane koşulu elde edilen başarının güçlü bir politik hamleye dönüştürülmesidir. Atalet, durmak, duraksamak ve bekle-gör siyaseti yenilgi ruh halinin kozası olacaktır.
Kaynak: ETHA