KOMÜNİST ÖNCÜ VE BİRLEŞİK MÜCADELE

Hangi konum ve düzeyden olursa olsun, “birlik”, “birleşik mücadele”, “birleşik cephe” kavramları politik mücadelede daha büyük, daha etkili, daha sonuç alıcı mücadele isteğini, yönelimini yansıtır. En dar, gruplara dönük amaçlarla kurulan birlikler bile, egemenlere yöneldikleri ölçüde daha güçlü, daha etkili bir mücadele imkanı sunmuşlardır.

Komünist öncünün politik önderlik anlayışı ve iktidar bilinci, onun 20 yıllık tarihi boyunca burjuvazi, faşizm ve inkarcı sömürgecilik karşısında, devrimci ve antifaşist hareketin birleşik mücadele ve cepheleşme ihtiyacını dikkatle gözetmesini, bu konuda devrimci arayışlardan kopmamasını koşullamıştır.

74-80 dönemi devrimciliğinin en zayıf yanını oluşturan ve günümüze değin etkilerini sürdüren, bölünme, parçalanma ve grupçuluğun pratik özeleştirisi olarak şekillenen marksist leninist komünist öncü, öncellerinin de bir parçası olduğu bu dönemin ilkesiz ayrılıkçılık ve grupçu sekterlik zihniyetinin izlerine ve etkilerine karşı iç ideolojik mücadeleyi canlı tuttu. Saflarında birlik kültürünün gelişmesi için güçlü bir devrimci emek harcadı, yeni kuşaklardan parti ve gençlik kuvvetlerini bu zihniyet ve ruhla yetiştirdi. Kuruluşundan günümüze geniş antifaşist, anti şovenist birlikler oluşturulması yolundaki çabalarını kesintisiz sürdürdü, başarılı ve başarısız tüm adımları, daha ileri sonuçlara ulaşılması görüş açısından inceleyip özümledi. İşçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesini büyütmek, moralini, kavga azmini yükseltmek, demokratik ve devrimci çalışma alanlarını genişletmek, somut kazanımlarla ilerlemek, tüm sorunlarda “emekçi çözüm” seçeneğinin egemenleşmesini sağlamak yolunda HDK ve HDP’de somutlanan birleşik demokratik cephenin kurulup geliştirilmesinin düşünsel ve pratik emekçiliğinde komünistlerin kendilerini ortaya koyuşları ve katkıları bunun günümüzdeki ifadesidir.

I. Tarih Bilinci

Komünist öncü, geçmişle, devrimci demokratik kazanımlarla ve devrimci yapılarla ilişkilenişte eleştirel devrimci yöntemi esas almış, ilgisizliği, görmezden gelmeyi, rekabetçi tarzı reddederek, kazanımları, ileri olanı tanıma, özümseme ve savunup geliştirme çizgisinde hareket etmiştir.

Birlik ve birleşik mücadele bunun iki alanıdır. Her iki konuda da, geçmişte ve günümüzde ileri olan ne varsa ondan hareket etmek, geri olandan kopuşmak, marksist leninist komünistlerin pratiğinde karşılık bulmuştur.

1971 Öncesi Nesnel Cephesel Birlikler Ve 74 Sonrası Cepheleşme Yeteneğinin Körelmesi

1961-69 döneminde TİP, 68’den 71 faşist darbesine değin Dev-Genç, nesnel olarak birer cephe örgütü durumundaydılar. İşçi sınıfı ve ezilenlerin öncü bölüklerinden oluşan TİP’te yasal ve parlamenterist düşünceler, bir gençlik cephesi olan Dev-Genç’te ise devrimci demokratik düşünceler belirleyiciydi. 71 devrimci çıkışını hazırlayan süreç sert bir ayrışma ve kopuşmayı koşulladığı için TİP cephesel niteliğini kaybetti, reformcu, parlamenterist bir grubun örgütüne dönüştü. Dev-Genç ise 71 darbesi sonrası eski yapısını canlandıramadı, 74’teki “Yüksek Öğrenim Dernekleri” biçimindeki adım ise, yerini kısa bir süre sonra grup derneklerine bırakarak tarih sahnesinden çekildi.

74-80 dönemi emekçi sol için bölünme, parçalanma, ilkesiz ayrılıkçılık, ideolojik politik olarak en yakınında bulunan gruba en fazla uzak durma ve özsel olarak kaba bir küçük burjuva rekabetçilik sürecidir. Siyasi kültür bu temelde şekillenmiş, büyük imkanlar böyle bir zeminde heba edilmiştir. 76-77’de Halkın Yolu, Halkın Birliği, Halkın Kurtuluşu arasında gelişen “Proleter Devrimcilerin Birliği” yönelimi, grupçu zehirlenmeyle uçuruma itilmiştir. İzleyen yıllarda Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu, Kurtuluş Sosyalist Dergi arasında yapılan güç birliği, bu yapıların kendi dışlarındaki devrimci örgütleri sınırlamak amacının ürünü olmuş, birleşik gücün burjuvazi ve faşizme karşı yerine getirebileceği görevlere esasen kayıtsız kalmış, bileşenlerinin politik gündemlerle kendi kuvvetlerine dayalı ilişkilenmesinde anlamlı bir değişikliğe yol açamamıştır. Durum öyledir ki, savunulması imkansız gerekçelerle, güç birliğinin DY ve KSD bölükleri çok sayıda militanın yaşamına mal olan bir silahlı çatışmaya girebilmişlerdir. 79’da Devrimci Halkın Birliği, Partizan, Güney grubu arasındaki güç birliği, birleşik güçlere dayanarak mücadeleyi ileri iten, büyüten bir çizgide ilerleyememiş, imza birliğine yakın durmuştur. 1979 yılı sonunda Emeğin Birliği ve Kitle dergileri etrafındaki gruplar birleştiklerini ilan etmişler, bir dönem sonra cetvelle çizilmiş gibi kendi grup sınırları temelinde ayrılmışlardır. DY, HK, KSD’nin; Devrimci Halkın Birliği, Partizan’ın güç birlikleri de, Emeğin Birliği ve Kitle’nin örgütsel birliği de bir potaya dönüşememiş, bir etkileşim ilişkisi yaratamamış, grupların kendilerine ve dışlarındaki gruplara bakışlarını değiştirememiştir.

74-80 döneminin grupçu ve küçük burjuva rekabetçi siyasi kültürü, birlik ve cepheleşme yeteneksizliği, 12 Eylül faşist cuntasına karşı bile anlamlı bir birleşik mücadele örgütlenmesini engellemiş, grupları içe dönüklükten, kendileriyle sınırlı amaçlardan hareket etmekten vazgeçirememiştir. Böylelikle faşist cuntaya karşı başta silahlı savaşım olmak üzere, değişik mücadeleler etrafında birleştirilebilecek binlerce işçinin, gencin, kadının, köylünün hazır enerjisi heba edilmiş, devrimci, ilerici etki altındaki yüzbinler derin bir umutsuzluk, güvensizlik ve irade kırılmasına mahkum edilmişlerdir. Faşist cuntanın temel hedeflerini elde etmesinin ardından, Türkiye ve Kuzey Kürdistan dışında 1982’de gündeme getirilen Faşizme Karşı Birleşik Mücadele Cephesi girişimi ise, filizlenmesi gereken topraklarda hiç bir hayat belirtisi gösterememiştir.

74-80 dönemi devrimci önderlikleri salt 60’lı yılların deneyimlerinden değil, 70’li yıllarda Dimitrov’un o elden düşmeyen “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” eserinden de bir şey öğrenmemişlerdir.[1]

Komünist Öncünün Mayası

Marksist leninist komünistler, birlik mücadelesi sürecinde kendilerini zihniyet devrimiyle yenilerlerken, Mustafa Suphi TKP’siyle, yalnızca tarihsel bağ, tarihsel miras görüş açısıyla değil, daha da önemlisi onun varoluşunu sağlayan birlik eylemi temelinde ilişkilendiler. TKP’nin, farklı grupların yeni bir program ve tüzük etrafında Kongre’de yaptıkları birliğin eseri oluşundan devrimci tarzda öğrenmeyi başardılar. 1974 sonrası oluşmuş, “bir ülkede birden çok komünist parti, grup olmaz, bir tek komünist parti, grup ve dışındaki tek tek komünistler olur, onlar da gelip o gruba, partiye katılırlar” biçimindeki, somut gerçekliğe aldırılmadan masa başında üretilmiş (dogmatik) ve mezhepçi bakış açısından kopuşarak, 71 devrimci çıkışının THKP-C, TKP-ML kollarından gelen gruplar ile tarihsel olarak THKO’ya dayanan ve TDKP’deki tasfiyeciliğe karşı mücadele içinde 80’lerin sonlarında oluşmuş bir grubu, 20 yıllık birikimin devrimci eleştirisi ve zihniyet devrimi yolundan tek bir parti olarak yeniden örgütlediler.

Marksist leninist komünistlerin, birleşik mücadele anlayışında çıta Kızıldere ölçüsüyle şekillendi. Komünist öncü, kendini yalnızca tek marksist-leninist değil, özünde tek devrimci gören, devrimci demokratik iktidar koşullarında bile herhangi bir irade paylaşımını tasavvur edemeyen, örgütlenmesini Rus Çarlık devletinin Bolşevik partisi, dışındaki devrimci güçleri ise devrime değin tasfiye edilecek parti ve gruplar sayan, böyle ilişkilenen zihniyetle kopuşmayı esas aldı. Kızıldere’nin feda ruhu ve devrimci adanmışlık niteliklerinin olduğu kadar, hapishanede örgütlenen özgürlük eyleminde boyveren ve Kızıldere’deki fedada sonsuz bir ışığa dönüşen devrimci yoldaşlık pratiğinin ve zihniyetinin de iyi bir öğrencisi olmayı esas aldı. Onu geliştirmeyi, devrimin zaferi için güce dönüştürmeyi hedefledi. Ondandır ki, cepheleşme sorununu gündeminde hep canlı tuttu, iz bırakan birleşik mücadelelerin ezici çoğunluğunun öncü yapıcılarından ve samimi emekçilerinden oldu. Kuruluşunun ilk yılından başlayarak, parti ve örgütler cephesi, özgürlük cephesibirleşik devrimci önderlik ve devrimci yoldaşlık kavramlarına yaşam verdi. Devrimci parti ve örgütleri, siyasi rakibi olarak değil, program, politik önderlik anlayışı ve politik mücadele anlayışı, tarzı temelinde ideolojik mücadele yürüteceği stratejik müttefikleri olarak gördü. Antifaşist partilerle her düzeydeki ittifaka değer verdi. Gelişmesi için çaba harcadı.

Mustafa Suphi TKP’sini, Mahir’i ve Kızıldere’de kanları birbirine karışan THKP-C’li ve THKO’lu devrim kadrolarının feda eylemini veya İbrahim’in, Nurhak ölümsüzlerinin ihbarcısının cezalandırılması görüş açısını ve kararlılığını övmekten çok, onlardan öğrenmeyi, kendini bu temelde şekillendirmeyi, bu ruhla donanmayı esas aldı. Böyle bir tarih bilinciyle mayalanmayı başardı.[2]

II. Birleşik Mücadele Ve Birleşik Cephe Anlayışı

Politik ittifaklar, politikanın önemli, temel sorunlarından biridir. Yüzünü kitlelere dönmüş, politik varoluşunu onların somut sorun, talep ve özlemlerine, nabız atışlarının bilinmesi, duyulması, tanınmasına odaklamış, kaydedicilik, seyircilik, olguculuk, akademik yorumculukla arasına pratikte sınır koymuş iktidar bilinçli devrimci bir partinin, bırakalım kayıtsızlığı, politik ittifaklar meselesini şu ya da bu ölçüde ihmal etmesi bile kabul edilemez. Enternasyonallerin, zafere ulaşmış devrimlerin ve iktidarlaşamamış büyük devrimci savaşımların temel derslerinden biridir bu.

Marksist leninist komünistler, 20 yıllık partili savaşım döneminde birleşik mücadelenin hiçbir düzeyine kayıtsız kalmadılar. Eylem birliği, güç birliği, seçim bloku, demokratik cephe yönelim ve pratiklerini, politik koşul ve ihtiyaçların somutluğu içinde ele aldılar. Genel ya da kentler düzeyinde merkezi veya kesimsel platformlar, EKB, CMK, BDGP, işçi birliği, seçim bloku gibi değişik birleşik mücadele araçlarının inançlı, kararlı, emekçi öznelerinden biri oldular.

Komünist öncünün parti tarzının temel çizgilerinden biri birleştiriciliktir. Devrimci dayanışma, ortak çalışma, devrimci işbirliği ve çeşitli düzeylerdeki örgütlülüklere dayalı olarak birleşik savaşımın geliştirilmesini öngören bu tarzın görüş açısından,

1) Burjuvaziye, faşizme ve inkarcı sömürgeciliğe karşı yürütülen her günkü savaşımda, kitlelerle bağlı gündemlerin büyük çoğunluğuna birleşik merkezlerin önderliğinde, birleşik mücadeleyle müdahale edilebilir.

2) Birleşik mücadele, düşmana etkili bir basınç uygulama, onu geriletme, kazanımlarla ilerleme ve daha büyük kavgaları hazırlama olanağıdır.

3) Birleşik mücadele, öznelerinin seferber edebileceği kuvvetlerden daha fazlasını, halklarımızın örgütsüz, fakat genel saflaşmada, kendini demokratik, devrimci tarafta hisseden kesimlerinin harekete geçirilmesi olanağıdır.

4) Birleşik mücadele, birlikte çalışma, ortak mücadele içinde önyargılarını kırma, çeşitli açılardan dönüşme, daha ileri bir siyasi kültürle donanma olanağıdır.

5) Birleşik mücadele, salt devrimci ve antifaşist partilerin, grupların değil, proletarya ve ezilenlerin öncü bölüklerinin birleşik hareketi olanağıdır.

6) Birleşik mücadele, devrimci özneler gibi düşünmeyen büyük yığınların çok pratik olarak devrimcileştirilmesi olanağıdır.

7) Birleşik mücadele işçi sınıfı ve ezilenlerin demokratik ve devrimci kesimlerinin, zulmün, sömürünün, adaletsizliğin çeşitli örneklerine öfke duyan henüz politikleşmemiş kadınların, gençlerin, yoksulların, emekçilerin moralini yükseltme, kavga ruhunu geliştirme olanağıdır.

8) Bu olanağın güce dönüştürülmesi için siyasi kararlılık sergilenmeli, eylem birliklerini, güç birliklerini aşan cephesel ilişkiler kurulmalı, birleşik devrimci veya birleşik demokratik önderlikler geliştirilmelidir.

Komünist öncü kuruluşundan itibaren bu görüş açısıyla hareket etmiş, bu doğrultuda adımlar için devrimci ve antifaşist güçleri zorlayıcı olmuştur. Onun başlangıç pratiğini, 1995-96 sürecini inceleyenler bunu kolayca göreceklerdir. Platformlar biçimindeki eylem ve güç birlikleri, devrimci dayanışmanın çeşitli örnekleri, devrim şehitleriyle ilişkileniş, cepheleşme sorunu konusundaki teorik akıl yoruş ve ideolojik mücadeleler, “siper yoldaşlığı” ve “devrimci yoldaşlık” kavramlarının bilinçli, ferah kullanımı, “birleşik devrimci önderlik” kavram ve perspektifinin geliştirilmesi, olanaklarını devrimci hareketle paylaşma kültürünün değişik örnekleri bunu yansıtır.

III. Bu Topraklardaki Ve Koşullardaki Özgün Yolu Aramak

Politik mücadele kuvvetler arasındaki mücadeleden başka bir anlam taşımadığı için, pratiğin dışında, “politika”dan söz etmek kavramın içeriğini boşaltmak olur. Bundandır ki, politikanın belli başlı meselelerinin çözüm iddiası bir kuvveti gerektirir. Devrimci amaçlar taşıyan partilerin, örgütlerin durmaksızın kuvvetlerini büyütmeye çalışmaları, stratejik, dönemsel veya güncel amaç birliği içinde oldukları parti ve örgütlerle giriştikleri eylem, güç ve cephe birlikleri bunun ifadesidir. Hedef, gündemdeki sorunu çözecek kuvvetlerin bir araya getirilmesidir. Devrimin ya da egemenlerin iktidarının yıkılışının “kitlelerin eseri” olacağı öğretisi tartışılan gerçeğin çarpıcı bir formülasyonudur.

Bu perspektiften, cepheleşme fikri, daha büyük sorunların çözümüne yönelmenin, daha büyük mücadelelere girişmenin arayış ve yönteminden başka birşey değildir. İktidar iddiası, yönelimi ve perspektifi, klasik tanımla iktidar bilinci taşıyan hiçbir devrimci parti ve örgüt cepheleşme görevine kayıtsız kalamaz, bunu kendi dışındaki bir sorun olarak göremez. Bir yandan parti ve örgütleri, dolayısıyla onların etkileyip harekete geçirebildikleri kitleleri birleştirmek, bir yandan işçilerin ve ezilenlerin geniş yığınlarını, sömürenler-sömürülenler, ezenler-ezilenler, zenginler-yoksullar biçiminde saflaştırıp birleştirmek, cepheleşme çalışmasının iki boyutunu oluşturur. Bunlar için, iktidar bilincine sahip olunması, devrimci yapılara yönelimde sekterlik, kitlelere yaklaşımda kibir, tepeden bakma ve buyurganlık kültürünün aşılması esastır.

Komünist öncü meseleye bu bakış açısıyla yaklaşmış ve gerek iktidar bilinci zayıflığından, grupçu siyasi kültürden, gerekse de somut koşulların somut tahlili yerine, meseleye şabloncu, formalist yaklaşılmasından, canlı hayatın dışında, masabaşında üretilen (dogmatik) formüllere saplanıp kalınmasından kopuşmayı esas almıştır.

Bilindiği üzere son kırk yıllık dönemde birleşik devrimci veya demokratik cepheyi, geçmişte şu ya da bu devlet sınırları içinde, şu ya da bu koşullarda gerçekleşmiş biçimlere hapsetme görüş açısı önemli bir sorun olagelmiştir. Komünist öncü, devrimin merkezinde politik özgürlük sorunu durduğu koşullarda “emek cephesi” kurmayı esas almak veya kendi grubunun proletarya, diğerlerininse küçük burjuva sınıfsal tabana oturmalarını ve “milli burjuvazinin sol kanadı”nı kapsamayı şart koşmak ya da cephenin biçiminin şöyle veya böyle olamayacağı teziyle hareket etmek biçimlerdeki geriye çekici, engelleyici, pasifize edici anlayışlardan kopuşarak, faşizme, inkarcı sömürgeciliğe ve sermayeye karşı birleşik mücadelenin özgün yolunu aramıştır. Diktatörlüğün öngörülebilir olan ve nitekim 1996 baharında başlattığı 2. topyekün faşist saldırısını püskürtmek, Türkiye’de ikinci cephenin inşası yolunda ilerlemek için geliştirilen Parti Ve Örgütler Cephesi önerisi, sonraki dönemde, birleşik devrimin büyütülmesi ve zaferin hazırlanması için geliştirilen Özgürlük Cephesi önerisi, Ezilenler Ve Emekçiler Cephesi önerisi, birer demokratik cephe imkanı olarak HDK ve HDP girişimleriyle ilişkileniş, bu özgün yol arayışının ifadeleridir.

Devrimci hareketin alışkın olmadığı ve geleneksel “ilkesizlik” detektörü refleksiyle “incelediği” Birleşik Devrimci Önderlik kavramı bu özgün yol arayışından doğmuştur. Her günkü ve dönemsel politik ve ekonomik mücadele gündemlerinin büyük çoğunluğuna, ayrı ayrı parti ve örgütlerin sonuç alıcı olamayan, genellikle protestoculuk sınırlarını aşamayan, potansiyel enerjiyi harekete geçirmekte yetersiz kalan müdahalelerinin yerine, düşman üzerinde daha güçlü bir basınç kurabilecek, işçi sınıfı ve ezilenlerin nispeten ileri bölüklerinin potansiyel enerjisini harekete geçirebilecek birleşik bir merkez düşüncesidir bu. Belirli bir tüzüğe, işleyişe dayalı, günlük olarak toplanabilen, partileri, grupları adına orada bulunan temsilcilerin karar alma hak ve yetkisi taşıdığı, çağrılarına bileşenlerinin kitle gücünün ikircimsiz karşılık verdiği bir merkez, bunun geliştirdiği politik önderliktir sözü edilen. 1990’lı yıllarda geliştirilen bu görüş açısı, HDK ve HDP’de birleşik demokratik önderlik biçiminde hayat bulmuştur.

Marksist leninist komünistler, birleşik mücadele örgütleri içinde ideolojik hegemonya mücadelesini meşru görmüşler, bunu, birleşik yapı içindeki parti veya grupların düşünsel ve pratik emekçiliklerinin düzeyi tarafından çözülecek bir sorun olarak değerlendirmişlerdir. Kendini dayatma, küçük burjuva rekabetçilik ve çeşitli tipten burjuva yöntemlerin, ideolojik hegemonya mücadelesi olarak görülmesi ve sunulmasıyla ya da “ideolojik hegemonya” hakkının birleşik mücadele amacının önüne geçirilmesiyle aralarına yüksek bir duvar örmüşlerdir.

Kaynak: Marksist Teori Sayı: 15

Dipnotlar:

[1] 90’ların ortalarından itibaren devrimci ve antifaşist hareket, devrimci veya antifaşist-antişovenist eylem birliklerinde ileriye doğru adımlar attı, güç birlikleri ve seçim blokları geliştirdi. Kentler, toplumsal kesimler zemininde kalsa, merkezi bir nitelik kazanamasa da platformlar biçimindeki örgütlenmelerle var edilen pratikler, birleşik mücadelenin geliştirilmesine, devrimci etkinin güçlenmesine ciddi katkılarda bulundu, çeşitli örneklerde bileşenlerini aşan kitle desteği sağladı, moral yükseltti. Zaman zaman güç birliği işlevine yaklaşan platformlardan daha ileriye geçmek, bir birleşik mücadele merkezi kurmak, bir cephe oluşturmak yönelimi geliştirilemedi. Siyasi kültür, grupçu sekterlik ve dogmatizm buna engel oldu.

2011 sonbaharında gündemleşen HDK, bileşenlerinin kavrayış, algı ve beklentilerine eşit biçimde yansımasa da, zihinsel ve pratik bir sıçramaydı. Son 40 yıllık mücadele döneminde halkçı demokratik cephenin ilk örneğini oluşturdu. Devrimci ve antifaşist hareketin bir bölümünün daha büyük bir mücadele yönelimli bu atılımı, giderek devrimci ve demokratik tabanda etkisini arttırdı, ilerici, antifaşist, devrimci kitleler içinde ciddi bir ilgi ve moral yarattı. Seçimler ve burjuva meclis olanağından yararlanmak yönünde attığı HDP adımıyla, halklarımızın arayış içindeki kesimleriyle duygu ve pratik bağını geliştirdi, devrimci hareketin yeni bölükleriyle buluştu, daha büyük bir mücadele yönünde gelişimi hızlandırdı.

[2] 1980’lerin sonlarına doğru filizlenen örgütsel birlik arayışları ancak 90’lı yılların ortalarında MLKP ve ÖDP örneklerine ulaşabildi.

MLKP, 74-80 döneminin grupçuluk ve ilkesiz ayrılıkçılık zihniyetinden kopuşun ürünü olur, önceli grupların fiziki olarak dağıtılıp tarihe armağan edilişine, onların teorik, siyasi, örgütsel, ideolojik kavrayışlarını içerip aşmaya dayalı bir parti olurken, ÖDP 74-80 dönemi zihniyetinin sınırları içinde kalmış, grupların kendilerini örgütsel, ideolojik, teorik olarak sürdürmelerine ve siyasi sorunlarda bir anlamda “özerklik” hakkına sahip olmalarına dayanan bir “parti birliği” oluşturmuştur. Bu grupların kendilerini amaçlaştırmalarının, kendi kendilerinin amacı haline gelişlerinin net bir fotoğrafıdır. Devrimci ve antifaşist partiler, örgütler ne bu ağır hastalıktan ve ne birbirleriyle, ne de kitlelerle ilişkilerde bunun yarattığı anlayış ve kültürden kopuşmada ciddi bir yol aldılar.

MLKP, Birlik Devriminin yolundan teorik, örgütsel, siyasi, ideolojik gelişimini sürdürerek 20 yıllık bir devrimci tarih yaparken, ÖDP, önce grupsal parçalarına, sonrasında da 80 öncesi grupsal yapıların iç bölünmelerine ayrışmış ve başlangıç noktasının gerisine savrulmuştur.

Ne yazık ki, devrimci ve antifaşist partiler, örgütler, grupçuluk ve ilkesiz ayrılıkçılık zihniyet ve kültürüyle güçlü bir mücadeleye yönelmemişler, eski sorunlara yeni sorular sormamışlar ve tıpkı 74-80 dönemi gibi, son çeyrek yüzyılda da bölünme ve parçalanmaya devam etmişlerdir.