ÖNÜMÜZDEKİ EKONOMİK TABLO: KURTARMA PAKETLERİ VE KEMER SIKMA POLİTİKASI – ALP ALTINÖRS İLE RÖPORTAJ

Türk Lirası’nda 2001 krizinden bu yana en büyük düşüş yaşanırken, ekonomi, iç savaşın içinde kıvranan Suriye’nin bile gerisine düşmüş durumda. TL’nin Suriye Poundu karşısındaki değer kaybı bir yıl içinde yüzde 36’yı buldu. Rekor değer kaybını ve sonuçlarını değerlendiren iktisatçı Alp Altınörs, Türkiye’nin bir borç krizinde olduğunu, dolar kurundaki artışların sanayi üzerinde daha fazla basınç yaratacağını ayrıca tüketim mallarının gün geçtikçe pahalanmasına yol açacağını belirtti. Altınörs’e göre hükümet krizin faturasını, kemer sıkma politikası uygulayarak, emekçi halka kesecek.

Erdoğan’ın Londra’ya yaptığı ziyaretin ardından ekonomide kötüleşmenin daha belirgin bir hal aldığını ifade eden Altınörs, “22 Mayıs’tan bu yana aslında Türkiye bu krizle karşı karşıya. Burada iktidarın bir yanıltması da söz konusu, yani sadece dolar yükselmiyor ve bu sadece dolarla ilgili bir manipülasyon değil. Türk Lirası neredeyse tüm para birimlerine göre değer kaybediyor; Suriye poundu, Mısır poundu, Ermenistan Dramı, İran Riyali (ki ciddi değer kaybeden bir para birimi olmasına karşın TL bir yılda yüzde 15 değer kaybetti). Dolayısıyla Türk Lirası’nın genel bir değer kaybı söz konusu. Bu da hükümetin izlediği ekonomik ve mali politikaların iflasının bir sonucu” dedi.

Türkiye’nin ciddi anlamda birikmiş dış borcuna işaret eden Altınörs, “Sanayi sektörünün, özel sektörün çok ciddi bir dolar borcu birikmiş durumda ve bu borç dolardaki her artışla katlanıyor, sanayi sektörünün üzerinde büyük bir yük oluşturuyor. Üretici fiyatları enflasyonu yüzde 25’e çıkmış durumda. Tüketici fiyatları enflasyonu da yüzde 15’lere çıktı resmi rakamlara göre. Arada on puanlık bir fark var, bu farkın sebebi kurdaki artış. Dolayısıyla önümüzdeki altı ay içerisinde Türkiye’yi bekleyen, şu anda mali alanda yaşanan krizin reel sektöre sıçrayarak, ekonomik krize doğru dönüşmesidir” diye belirtti.

Muhtemel bir ekonomik krizin işsizliğin artması, fabrikaların kapanması, şirketlerin iflas etmesi gibi sonuçlar doğuracağını söyleyen Altınörs, hükümetin izleyeceği yolu şu şekilde açıkladı: “Büyük ihtimalle AKP iktidarı şirketleri kurtarmak için kurtarma paketleri hayata geçirecektir. Bu da krizin daha uzun süreye yayılmasına neden olacaktır. ABD’de bunu görüyoruz. Şirketlerin batmasına izin verilmiyor, bunlar kurtarılıyor, halkın parası ile vergilerle. Amerika on yıldır ekonomik durgunluğu aşamıyor. Bunun temel nedeni kurtarma paketleriyle batan bankaların kurtarılarak ayağa dikilmesiydi. Büyük tekeller ve bankalar bütçeden para aktarılarak ayakta tutuldu. Ancak bu durum uzun vadede bir durgunluğa dönüştü. Türkiye’de de bu durum büyük ihtimalle böyle olur. Bu şekilde bir karadelik açarsanız, boşluğu doldurmak için kemer sıkma politikası uygulamanız lazım. Kemer sıkma paketi de kıdem tazminatına el atmadan, sosyal güvenliğe el atmadan, sağlığa daha fazla paralı hale getirmeden olmaz. Belki de asgari ücret düşürülecek.”

Mal ve hizmetlerde şu ana kadar ertelenen fiyat artışlarının art arda geleceğini ifade eden Altınörs, tahminlerini “Enflasyon yüzde 25’e kadar çıkacaktır. ÜFE ve TÜFE arasındaki fark kapanacaktır. Bu da çok daha fazla şirketin iflasına yol açacaktır. Mallar satılamayınca, depoda birikince, dar gelirlinin alım gücü azalınca, krizin çok daha derinleştiğini göreceğiz. Hem enflasyon hem de durgunluğun iç içe geçtiği bir dönemi yaşayacağız” şeklinde sıraladı. Altınörs sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha kötüsü buna karşı çıkan taleplerini dile getiren vatandaşlar da şeytanlaştırılacak. Bükün kriz, yaşanan ekonomik girdap, Amerika’nın bir oyunu gibi sunuluyor şu an. Buna karşı çıkanlar da ‘Amerika’nın yanında’ söylemleriyle şeytanlaştırılmak isteniyor.”

Politik atmosfer ile ekonomik krizin etkileşimine değinen Altınörs, “Siyasi sonuçlar, işçi sınıfı mücadelesinin, emekçi halk mücadelesinin gelişmesine bağlı. ‘Ekonomide sorun var, bu otomatik olarak siyasete de yansıyacaktır’ diye düşünmüyorum. Ama mutlaka siyasi sonuçları da olacaktır. Şu an halk elektrik zamları, doğalgaz zamları karşısında çaresiz durumda. Demokratik siyasetin çıkıp elektrik kesintilerinin, doğalgaz kesintilerinin yasaklanması için teklif vermesi lazım. Bunun için de mücadele geliştirilmesi lazım. Böyle olursa tabii ki ama diğer türlü siyasi iktidar her zaman olduğu gibi bu krizi telafi edip kendisini aklamaya çalışacaktır. Ama çıkıp birilerinin bu krizin AKP’nin on beş yıldır izlemiş olduğu ekonomi politikalarının sonucu olduğunu anlatması lazım” dedi.

2008-2009’da dolar neredeyse 1 TL’yken bu ülkede hiç bir sanayi yatırımı yapılmadı. Tamamen ithalata dayalı bir pembe tablo çizildi, bolluk var gibi bir hava oluştu ama Türkiye gerek sanayide gerekse tarımda o kadar ithalat bağımlısı haline getirildi ki doların değeri kısmen yükseldiğinde liranın değeri misliyle düşüyor. Çünkü her şeyde dolara bağımlısınız, dışa bağımlısınız. Zaten petrolde, doğalgazda dışa bağımlısınız, sanayide de her şey yurt dışından gelmek zorunda. Öyle olunca dış borç misliyle artmış oluyor. Bu nedenle dolar kurunda yaşanan her artış sanayiyi daha fazla krize sokuyor. Tarımda kendine yeterli değil Türkiye dolayısıyla dolar artınca domatesin fiyatı artıyor, patatesin, soğanın fiyatı artıyor. Sadece bu ürünler ithal edildiği için değil, bunların gübresi de dışarıdan ithal ediliyor, bunların tohumu dışarıdan ithal ediliyor. Türkiye kendi ata tohumlarıyla üretim yapan bir ülkeyken İsrail’den tohum ithal eden bir konuma getirildi. Bunu İsrail yapmadı, bunu AKP’nin Tarım Bakanlığı yaptı. Ama şimdi bizim ekonomimiz çok iyi gidiyordu, Amerika rahip Brunson yüzünden kriz çıkarttı deniyor. Ama zaten ekonomi çok kötü gidiyordu ve en ufak bir kriz bile ekonomide çok büyük bir sarsıntıya yol açabildi.

Altınörs özetle şunları belirtti: “Dün gece yaşanan düşüşlerle birlikte 2001 krizinden bu yana dolarda bir gün içerisinde en büyük değişiklik yaşandı. Aşağı yukarı 2001 krizinin koşullarını yaşıyoruz şu günlerde. Dış borcun milli gelire oranı 2001’e denk şu anda. AKP geldiğinde hazır ekonomik bir ortam buldu, kendinden önce hazırlanmış bir süreçti. O dönem Avrupa Birliği ve ABD’den müthiş bir sermaye girişi oldu. AKPde bunu kendi başarısı olarak sundu. Ekonomide iyiye gidince AKP’nin başarısı oluyor da kötüye gidince neden AKP’nin başarısızlığı olmuyor. Bunun sorgulanması lazım.”

Kaynak: ETHA