ÖRGÜTLÜ HALK, BİRLEŞİK DİRENİŞ

Cumhuriyet tarihinin, bir anlamda her şeye gebe, en krizli ve kritik dönemlerinden biri kabul edilen 24 Haziran seçim sürecinde, Türkiye siyaseti “Millet İttifakı” denilen “süper hızlı imalat” bir politik icada ve vakaya bile tanıklık etmişti. “Demokrasilerde çare tükenmez” lakırdısını diline dolayanların övünç örneği olarak vaka şişirilmiş de şişirilmişti! 25 Haziran’la birlikte ise daha hızlı biçimde unutuldu gitti icat. Lafını eden yok.

Lakin enkazı da Türkiye siyasi hayatının ortasında kaldı, sönmüş balonlar yığını olarak.

Kendini şov havasına epey kaptıran Saadet’in Karamollaoğlusu hiç sahne alamıyor artık.

İYİ Parti’nin Asenası Akşener, neredeyse devletin başına geçeceğim havalarındaydı. “Her ağacın kurdu kendinden” misali, şimdi MHP’li Devlet’in kurtçukları tarafından acımasızca tırtıklanıyor. Akşener’in, kurduğu partisinin başında kalmaya bile ne mecali ne havası var.

“Ya herru ya merru”cu CHP’li İnce cumhurbaşkanlığı adaylığında yüzde 30’lara bastı ama, 24 Haziran gecesi de “millet” karşısında bütün iddialarından vazgeçip tam gaz geri basınca havası sıfırları gördü. Ama bu CHP işte, orada sıfır havayla da iş tutulabiliyor; genel başkan bile olunabiliyor! Kılıçdaroğlu garabetinde görüldüğü gibi… CHP’nin çocuğu baba ocağını bilmez mi hiç!? Kriz miriz dinlemem, olağanüstü kongreye giderim, İnce’ldiği yerden koparırım, belki de genel başkan havasıyla 24 Haziran öncesi gibi sahalara geri dönerim derdinde.

Orasını bilemeyiz elbette ama, İnce-Kılıçdaroğlu rekabetinin geldiği bu aşama, Cumhuriyetin kendisi gibi ve bizatihi onun ürünü olan suni icat CHP’nin akıbetine işaret ediyor. 1. Cumhuriyet’in CHP’si bitti, bu net. 2. Cumhuriyet’in CHP’si neye benzeyecek, başına neler gelecek ve başına kim gelecek? İnce-Kılıçdaroğlu rekabeti/kapışma süreci ve ortaya çıkan sonuçlar, 2. Cumhuriyet CHP’sinin suretini ve yol haritasını belirginleştirmiş olacak.

AKP’nin kurmaya yöneldiği 2. Cumhuriyet’in ise tarihsel bakımdan 1.’sinden daha suni olduğuna kuşku yok ama, olay Çankaya’da değil, Saray civarında geçiyor artık. Bu demektir ki, epey zamandır tedavülden yavaş yavaş kalkmaya başlayan Atatürk-İnönü-Ecevit güzellemeleri, CHP’nin kendini var edişinin, yol açışının özgün tarihsel ve toplumsal-ideolojik dayanakları olmaları anlamında eskisi kadar para etmeyecek artık, bu da net.

Peki, CHP meşruiyetini nerede arayacak ve bulacak? Tepeden tırnağa devlet yapısı ve aklıyla kodlanmış yönetici bürokrat kadroların tüm köşe başlarını tuttuğu CHP’nin, 2. Cumhuriyet’e ve Başkanlık idaresine fit olacağının bütün belirtileri önceden de vardı zaten. CHP AŞ, Erdoğan/AKP holdinginin egemenliği altında da, politik taşeron  olarak iş tutmaya ve nemalanabileceği kadar nemalanmaya çoktan hazırdır. Ne de olsa “devlet aynı devlet”, sistem aynı sistem, yerinde duruyor. Cumhuriyet el değiştirmiş, tamam kötü de, dünyanın sonu da değil. Bükemediğin bileği de öpeceksin lazım gelirse. “Yerli ve milli” sonuçta. O da bizden yani.

CHP kurumsal kafasının böyle çalıştığı ve çalışmaya devam edeceği de net. Bu çerçevede, olağanüstü kurultaya doğru sürüklenen CHP’den başka nitelikte bir dönüşüm ve çözüm beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Devlette olduğu gibi, CHP’de de “süreklilik esastır!” Amma ve lakin, ideolojik aidiyetini ve demokratik beklentilerini CHP üzerinden kuran ve şekillendiren geniş yığınlar için kazın ayağı hiç de öyle değil. Hayal kırıklığı, yüzüstü bırakılmışlık, çaresizlik ve umutsuzluk duygusu CHP tarafından 24 Haziran mirası olarak bu kitlelerin üzerine boca edilmiş durumda. Bu kitlenin hareket tarzı, bir yandan partililik bilincinden çok CHP’lilik kültürüne dönüşmüş geleneksel bağın frenleyici alışkanlıkları ve sürekliliği etkisi altında. Bu anlamda bir yüzü (özellikle de ulusalcı, şoven “sağ”cı önyargıların derin etkisi altındanki bölükleri bakımından) statükocu-devletçi değerlere dönük. Diğer yandan da kurumsal CHP mekanizması ve liderliğinin bu kitlenin en ivedi ekonomik, politik ve toplumsal taleplerine pratik olarak sırtını dönen iddiasız, iradesiz, sinik tutumundan kaynaklanan yabancılaşma eğilimi ve gerilimini yansıtan arayışları var. CHP’nin bu yüzü ise daha ağırlıklı olarak emek ve demokrasi değerlerini savunan, faşizm karşıtlığı duruşa açık, sol kimliği benimseyen bölüklerince resmediliyor. CHP’deki değişim ve dönüşüm arayışlarının ve gündemlerinin taban dinamiğini de zaten bu potansiyel temsil ediyor. Gezi isyanı günlerinden bu yana; 7 Haziran’da, 16 Nisan referandumunda ve en son 24 Haziran’da  sol, devrimci-demokratik genel toplumsal muhalefetin başkaca özne ve kitleleriyle pratik temasa geçen, yakınlaşan ve yer yer ortaklaşan tutumlar geliştirenler de bu potansiyel içinde öne çıkmış kesimlerdir.

Mevcut koşullar altında; yani, hem yeni rejimin iktisadi, politik ve toplumsal bağlamda daha açıktan hedefi haline gelecek olmanın ve kaybedecekleri şeylerin çoğalmasının baskısı altında, hem de CHP kurumsallığı ve liderliğinden olan beklentilerin objektif olarak hızla erozyona uğramış olma durumunun baskısı altında, CHP’deki bu kitle eğilimi kendi koşulları zemininde daha radikal arayış ve yönelimlere meyledecek, kendi alternatifini oluşturmaya çalışacaktır. Bunun CHP içindeki liderlik rekabetine nasıl yansıyacağını göreceğiz ama bu her durumda işin tali yanını oluşturuyor bizce. Esas olan, bu tepki birikimi ve arayışın toplumsal düzlemdeki yansımalarının nasıl olacağı, biçimleneceği ve etkileridir.

İşte tam da bu düzlemde, genel anlamda Türkiyeli  emek, demokrasi ve özgürlük güçlerinin fiili cephesinin, özel olarak da HDP-HDK cepheleşmesi ekseninde örgütlenmiş güçlerinin pozisyon alış nitelikleri ve hazırlıklarının kapsamı özel bir önem kazanıyor. 24 Haziran seçimleri zemininde ortaklaşılan hedefler doğrultusunda yürütülen “ittifak”laşma, birleşik çalışma ve yakınlaşma, kuşkusuz bu güçlerin cepheleşme deneyimi bakımından ilerletici bir adım oldu ve belli başarılara imza da attı. Bu girişimin, CHP tabanındaki sözünü ettiğimiz sol eğilimin politik ve toplumsal tavrını “ortaklaşma” yönünde etkileyen sonuçlar yarattığı da seçim sonuçları denkleminden biliyoruz. Şimdi bunun, özellikle toplumsal alan temelinde daha zorunlu, daha açık, daha yaygın ve olanaklı hale getiren devlet-halk çelişkisinin derinleşmesi temeline dayalı koşullar olgunlaşmaktadır.

Ne var ki, seçimlerle birlikte açılan yeni dönem, eski pozisyon alışların başarıları kadar ama belki de daha çok yetmezliklerini de gösterdiği gibi, antifaşist cepheleşme düzleminde daha nitelikli ve yeni posizyon alışların yön çizgisine de işaret etti. Deneyimlenen işbirliğinin, güçbirliğinin zihni ve pratik bakımdan daha yapısal düzlemlerde, daha sıkı, daha istikrarlı, daha uzun soluklu ve daha dönüştürücü ortaklaşmalara evriltilmesi gerektiğidir bu yön çizgisi işareti. Antifaşist direniş ve örgütlenmeyi emekçi halk tabanında birlikte inşa etmek; toplumsal örgütlenmenin uzun erimli ve kalıcı yöntem, araç ve biçimlerini birlikte düşünmek, yaratmak, devreye sokmak; emek, adalet, eşitlik, özgürlük değerlerini halkların gündelik yaşamlarının içinde üretecek dayanışma, paylaşım ve direniş kültürü ilişkilerini birlikte geliştirmek, mekanizmalarını işletmek, kurumlaşmalarını sağlamak. Halkın söz, yetki, karar ve denetim iradesinin doğrudan halk inisiyatiflerine bağlandığı; halkın öz örgütlülüklerinin, toplumsal ihtiyaç ve sorunların tespitinden çözümün yönteminin belirlenmesi ve eyleminin örgütlenmesine kadar işlevli kılındığı bir toplumsal, siyasal örgütlenme ve dönüşüm seferberliğine birlikte başlamak. Özcesi; halk meclisleşmeleriyle örgütlü toplum alternatiflerini düzenin ve faşizmin karşısına çıkarmak, devrimci demokratik birleşik halk hareketinin toplumsal mayasını güçlendirmek.

Bu iddia ve açıklıkla toplumun (ezilenlerin-halkların) karşısına çıkmak, çözümün bu yolunu göstermek ve öncülüğünü ilan etmek kuşkusuz ki herkesten önce, HDP-HDK misyonunda ortaklaşmış iradenin görevi ve sorumluluğundadır. Tarihsel an, tam da bunu beklemekte ve emretmektedir. Ankara’daki Meclis zaten halk için politik merkez falan değildi, yanılsama gölgesiydi halk için. Şimdi ise üzerine Saray’ın koyu gölgesinin düştüğü terk edilmiş, yıkılmayı bekleyen bir virane. Yani hiçbir şey değil artık. Haliyle kimsenin ona bel bağladığı falan yok, orada umut eskitmenin âlemi de yok. Dolayısıyla, HDP vekilleri, halkın gerçek vekilleri olarak, halkın tarihsel hafızasında ve duygusunda Meclis’le ilgili kendilerinin temsil gücü olması bakımından olumlu ne kalmışsa ona dayanarak ve onun ötesini de göstererek Meclis’i halkın içinde kurmaya ve işletmeye hizmet etmelidirler.

Yeni dönemin yeni Türkiye’sinde halkın umudunu diri tutmanın, gelecek heyecanı yaratmanın ve direniş özgüveni örgütlemenin sözünü ettiğimiz birleşik ve toplam çabasına sırtını dönene, tarihin acı dersler yaşatacağı bir dönemden geçtiğimizi hatırlatmış olalım.

Kaynak: Atılım