POLİS VE BEKÇİ TERÖRÜNE KARŞI BİRBİRİMİZİ SAVUNALIM

Taksim, Eyüp, Sultangazi, Kadıköy, Zeytinburnu, Çorlu, Mardin... Polis ve bekçi şiddeti her geçen gün artıyor. Devrimcilere, demokratlara, mücadele yürütenlere, hakkını arayanlara ve bir bütün olarak Kürt halkına yönelik zaten hiç dinmemiş olan bu açık devlet terörü “sokağa çıkma yasağı” bahanesiyle artık gündelik hayatını yaşayan, kapısının önünde oturan, bahçede oynayan, hava almaya çıkan sıradan işçi-emekçilere kadar genişlemiş vaziyette.

Peki, devletin polisi ve bekçisi gerçekten bizim sağlığımızı düşündüğü için mi böyle davranıyor? Elbette hayır. Dertleri halk sağlığı olsaydı, işçileri fabrikalara, atölyelere, şantiyelerde dip dibe çalışmaya zorlayarak ölüme yollarlar mıydı? Dertleri halk sağlığı olsaydı, üç gün yetmeyecek bir yardım için yüzbinlerce işsizi, yoksulu PTT önünde kuyruğa dizerler miydi? Dertleri halk sağlığı olsaydı akıllarına ilk olarak AVM'leri açmak gelir miydi?

Bu faşist devletin derdi bizim sağlığımız değil, itaatimizdir. Emekçi halkımız salgında hangi sınıfın kurtarılıp hangi sınıfın kâr için ölüme yollandığını gayet iyi görüyor ve içten içe bir öfke biriktiriyor. Onlar da bunu görüyorlar. İnsanların açlıktan ölmemek için ölümüne çalıştırıldığı, milyonları işsizlikten kırıldığı, yaşamak için borç üstüne borç almak zorunda kaldığı bu kapitalist düzene kimsenin herhangi bir rıza göstermeyeceğinin farkındalar. Bu yüzden en basit durumlarda bile halkın yüreğine korku salarak, bu biriken öfkenin yıkıcı bir patlamaya dönüşmesini en başından engellemeye çalışıyorlar. Bu yüzden hep yapageldikleri gibi halka bir işkenceci olarak en sert şekilde saldırıyorlar.

Kutsal olan devlet değil, yaşamdır. Dizginsiz polis ve bekçi şiddetine rıza göstermek gibi bir sorumluluğumuz yoktur, olamaz da. Tersine, eğer insan ve onurlu kalmak istiyorsak bu zulmün normalleşmesini engellemek gibi bir sorumluluğumuz var. Unutmayalım, normal olan faşizm değil, faşizmin yıkılmasıdır.

Madem bu polis ve bekçiler halkı değil, devleti ve sermaye düzenini halktan koruyorlar, madem kafamızı kapıdan dışarı çıkarmamıza bile müsaade etmiyorlar, madem bahçede oynayan çocuklarımızı bile darp edip gözaltına alıyorlar, madem mahallemize bir karabasan gibi çöküyorlar, madem şikâyet ettiğimizde suçlu olan biz oluyoruz, o halde bunlara karşı kendimizi, birbirimizi ve hakkımızı korumamız meşrudur, görevdir.

Salgında temel ihtiyaçlarımız için dayanışmayı sağlamaya, haklarımız için sokakta birlikte mücadele etmeye çalıştık. Şimdi aynı dayanışma ve birlikte mücadeleyi çok daha yüksek düzeyde polis ve bekçi şiddetine karşı sağlama zamanıdır. Kendimizi, sınıf kardeşlerimizi, mahallemizi faşist devlet teröründen korumak için yan yana gelelim, birleşelim, mücadele edelim.

Polis ve Bekçi Terörüne Son!
Kahrolsun Faşizm!

EZİLENLERİN SOSYALİST PARTİSİ

Merkez Yürütme Kurulu

28.05.2020