Şahin Tümüklü: “Söz hükmünü yitirdi, pratikte buluşma zamanı”

Türkiye'nin en temel meselesinin Kürt sorunu olduğunu vurgulayan ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, sözün hükmünü yitirdiğini belirterek, sözün pratikte buluşması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını, içinde bulunduğu siyasi krizi ve halkların krizden çıkmanın yol ve yöntemlerini değerlendiren Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, iktidarın saldırıları karşısında sözün hükmünü yitirdiğini belirterek, yeni bir siyaset anlayışının üretilmesi gerektiğini vurguladı.
'İKTİDAR HERKESE SALDIRIYOR'
İktidarın Türkiye'deki legal siyasetin önünü tıkadığını ve en demokratik hak talebinde bulunan kesimlerin faaliyetlerini kriminalize ettiğini söyleyen Tümüklü, egemenlerin krizi bu yolla yönetebildiklerini belirtti. Hükümetin, krize ve egemen iktidara karşı mücadele yürütenlere söz, eylem ve örgütlenme hakkı tanımadığını belirten Tümüklü, "Çünkü gerçekten korkuyorlar. Sistem her yanı ile çökmüş durumda. İktidar intiharlar ve çıkışsızlık üretiyor. Doğal olarak çelişkisini derinleştirdiğini düşündüğü herkese saldırıyor. İnsan hakları mücadelesi yürüten, insani anlamda en asgari talepte bulananlara saldırıyor" dedi.
'SÖZ HÜKMÜNÜ YİTİRDİ'
Bu konuda en çok baskı altında olan HDP'yle dayanışmanın önemini vurgulayan Tümüklü, "Yani HDP'nin en temel öznesi Kürtlere sahip çıkılmalıdır. Çünkü bu coğrafyanın en temel sorunu Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözmek için en büyük muhatap ise birleşik cephe için HDP'dir. Bizim de ezilenlere ve emekçilere gitmek, örgütlenmek gibi bir misyonumuz var. İzmir Alsancak'ta, Taksim Meydanı'nda açıklama yaptırmayacaksa, o zaman mahallelere gitmeliyiz. Artık söz hükmünü yitirdi bu coğrafyada. Sözün pratikle buluşması lazım. Sözün hükmünün de yolu insanlara gitmekten geçiyor. Haksızlıkları anlatmaktan, içinde bulunduğumuz bu faşist cenahın içinde bulunduğu krizi ve yürüttüğü debelenmeden ‘çıkışı’ anlatmak lazım" diye belirtti.
'TAM BİR ŞEY YAPMANIN ZAMANI'
Güncel mücadelelere tepkinin toplumsallaştırılması gerektiğinin ifade eden Tümüklü, şöyle devam etti: "Rojava'ya saldırıya, kayyumlara, Hasan Keyf'in yıkılmasına, Rabia Naz'ın durumuna, Berkin Elvan'ın mahkemesi için adalet mücadelesine bir avuç insan tepki gösteriyor. Herkes bulunduğu yerden bir şeyler yapmalıdır. İmza mı atacak, atsın. Twitter’den paylaşım mı yapacak, yapsın. Sokakta pankartın ucundan mı tutacak, tutsun. Bildiriyi emekçiye mi götürecek, götürsün. Ama bir şey yapmalı. Tam bir şeyler yapmanın zamanından geçiyoruz. Çünkü faşist abluka anca böyle kırılır.  Küçük da olsa pratik bir şey yapmalıyız."
'KÜRTLER ORTADOĞU'NUN EN ÖNEMLİ YAPICI HALKI'
Kuzey ve Doğu Suriye'ye yapılan saldırılara da değinen Tümüklü, Kürtlerin bin yıllardır Ortadoğu coğrafyasının en önemli tarih yapıcı halkı olduğunu hatırlattı. Tarihin Kürtler için hep bölünmeler yarattığını dile getiren Tümüklü, "Savaş ve aşiretler arası bir gerginlik ve bunu yöneten ülkeler oldu. Bedirxanlar isyan ettiğinde, yanı başındaki Asurilere çarptı. Keldanileri katleden yanı başındaki aşiretlerdi. Hamidiye aşiretleri arasına girenlerle girmeyenler arasında yapılan savaşlar. Kürtler bu durumu aşan çok ciddi bir halkayı yakalamış durumda. Tarihin dönüm noktasıdır. Kürdistan'ın birliği için çok önemlidir. Bu da aynı zamanda yeni bir siyaset tarzının üretilmesi gerektiğini ortaya koymuştur" diye konuştu.
'TOPLUMSAL BİR DEVRİM İNŞA ETTİ'
Rojava devriminin ortak yaşamanın, halkların birlikte ve eşit yaşamanın olanaklarını ördüğünün altını çizen Tümüklü, saldırıların kaynağının ortaya çıkan bu somut durumun olduğunu belirtti. Tümüklü, "Rojava'nın sadece Kürtlere değil, dünyaya yarattığı örneği ve denklemi bozmaya çalışıyorlar. Bu Kürtleri de aşan bir birlik. Ortadoğu halkları birliği bu anlamda. Biz sosyalistler için de önemli bir deneyim. Rojava'da halklar meclisi kuruluyor. Kürtlerin birliği bu devrimden bağımsız değildir. Toplumsal bir devrim inşa etti. Rojava devrimi bu birliğin kalbiydi. Kalbin atardamarlarını, umudunu saldırılarla kırmaya çalışıyorlar. Hiç olmadığı kadar, oradaki Êzidîlere, Süryanilere, Ermenilere, Araplara, Çeçenlere, Türkmenlere, halkların eşit bir şekilde yaşayabileceğini; birbirini ezmeden, eşitlik temelinde politika üretebileceğini, yönetim mekanizmasında kadının, söz ve irade sahibi olmanın oluşabileceğini gösterdi."
Kaynak: Mezopotamya Ajansı