1177 liralık açlık dayatmasını da, sendikal uzlaşıyı da kabul etmiyoruz YAŞAMAK İÇİN GREVE!

Covid-19 salgını gün geçtikçe işçi ve emekçilerin hayatına karabasan gibi çökerken AKP, ilk günden bu yana sermayeyi kurtarma hesapları yapıyor. Ölümler her geçen gün artarken Saray, bir taraftan aldatmaca kamu spotları ile evde kalma çağrısı yapıyor, diğer taraftan da işçilerin ölümü pahasına üretimin devam edeceğini açıklıyor. Sağlıksız koşullarda, dip dibe çalışan işçiler her gün Covid-19 test sonuçlarının pozitif çıktığını ve patronların buna rağmen üretimi durdurmadığını açıklıyor, hastalığa yakalanmayanlar ise açlık tehdidine karşı çalışmak zorunda olmaya isyan ediyor. Ücretli izin hakkı isteyen işçi ve emekçilerin ayak sesinden korkan AKP, vergi borçlarını silerek yüzünü güldürdüğü sermayeye yeni bir can suyu vermenin peşinde. “3 ay işten çıkarma yasaklanacak” aldatmacası ile işçi ve emekçilere ya açlıktan ya da salgından ölme seçeneği sunuyor. Bu yasa ile patron, işçi ve emekçileri işten çıkarmayacak ama ücretli izin hakkını da gasp etmiş olacak. Açlık sınırının yarısı kadar yapılacak ödeme ile işçi ve emekçilere hem işi bırakma hakkı tanınmayacak hem de milyonlarca işçinin en temel hakkı olan ücretli izin hakkı gasp edilecek.

AKP, temsilcisi olduğu sermayenin çıkarlarını halkın çıkarlarının önünde koyarak, işçilerin canı pahasına üretimi devam ettiriyor. İşçi sınıfının her gün “ölmek istemiyoruz” diye isyan ettiği bu koşullarda sınıfın öz örgütü olan sendikaların yapması gereken işçi ve emekçilere üretimden gelen gücünü kullanma güveni vermektir. DİSK, bizzat kendi raporlarında Covid-19 test sonuçları pozitif çıkan işçilerin hala çalıştığı işyeri sayılarını açıklamanın yanında o işçilere “Çalışmayın” çağrısı yapmalıdır. İşçi ve emekçilerin taleplerini dile getirmek yetmez, o taleplerin esnetilmeden kabul edilmesini de sağlamak gerekir.

DİSK’in bir taraftan “İşten atılmalar yasaklansın” talebini dile getirirken, diğer taraftan da kısa çalışma ödeneği gibi orta yol bir formül öne sürmesi kabul edilemez bir uzlaşmadır. Kısa çalışma ödeneği TİSK’in yüzünü güldürmüşken, işçilerin lehine olduğunu propaganda etmek ise sınıfı yüz üstü bırakmaktır. Binlerce işçi işten atılırken DİSK’in “48 saat süre veriyoruz” açıklaması, işçi ve emekçilerde beklenti yaratırken, patronlar bu süreyi yıllık ücretli izin kullandırmanın avantajına dönüştürmüştür. Verilen süre dolduğunda ise 7 maddelik taleplerin sendika ve demokratik kitle örgütlerinin imzasına açılması ise sermayeye kısa çalışma ödeneği uygulamasına geçiş zamanı tanımış ve işçiler yine açlıkla baş başa bırakılmıştır. 48 saat sonunda neredeyse birçok işyeri boşalmış, salgının başından bu yana binlerce işçi işten atılmışken DİSK’e bağlı kimi sendika şubeleri, “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereğince çalışmama hakkı kullandırma” olarak duyurdukları, gerçek karşılığı ise yıllık ücretli iznin kullandırılması olan bir uygulama ile çözüm üretmeye çalışmıştır. DİSK’in bu tutumu işçileri, salgın ve sermaye karşısında korunmasız bırakmaktır. Zaman kaybedilmeden işçilere grev çağrısı yapmak ve bunun güvencesini oluşturmak yerine orta formüllerle yürümek; AKP’ye ücretsiz izni yasalaştıran ve kısa çalışma ödeneğinden bile daha az bir ücret ödeneği sunan bir taslak çıkarma cüreti vermiştir.

Bu taslak karşısında Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun DİSK’in 3 hafta önce söylediği “İşten atmalar yasaklansın” açıklamasına gönderme yaparak, “Nihayet doğru karar verildi” yönlü demeçleri ise başından beri murat edilenin bu olduğunun kanıtı niteliğindedir. AKP’nin işten atmaların yasaklanacağı yalanını sınıfın talebinin karşılanması gibi lanse etmek ücretli izin hakkının gasp edilmesine onay vermektir. DİSK bu tutumu ile işçi ve emekçilere açlığı, salgını, sefaleti reva gören TİSK taslağını işçiler adına onaylamaktadır.

Ücretli izin hakkı için grev örgütleme sorumluluğu tarihin hiçbir döneminde bu kadar yakıcı olmamıştı. Yüzbinlerce işçinin ücretli izin talebi yaşam hakkının garantiye alınmasının tek güvencesidir. Dolayısıyla bu talep için yapılan grevin ne orta yolu olur ne de sermaye ile uzlaşması. Bu nedenle başta işçi sınıfının öz örgütü olan sendikalar yani DİSK, varlık nedenini hatırlamalı, AKP’ye salgının ulaştığı boyutları hatırlatmaktan vazgeçmeli ve “Yaşamak için greve” diyerek ücretli izin hakkı mücadelesini örgütlemelidir. İşçi ve emekçiler, salgın ve açlık karşısında çaresiz değildir. Grev silahı her zamankinden daha hayatidir.

ESP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) 10 Nisan 2020