YENİ KATLİAMLARA İZİN VERMEYELİM!

 Türkiye Cumhuriyeti tarihi katliamlar tarihidir. Resmi ideolojinin tuğlaları sosyalistlerin, ezilen halkların ve inançların kanlarıyla tutturulmaya çalışılmıştır. Ceberrut devlet mekanizmaları ve kozmik odalar katliamların planlandığı yerler olurken, burjuva medya ise katliamları manipüle etme ve aklama merkezleri gibi çalışmıştır.

19 Aralık 1978 gecesi başlayıp 24 Aralık’a kadar süren MİT, kontrgerilla ve CIA işbirliği ile gerçekleştiren Maraş Katliamı’nda 150’den fazla Alevi can DAİŞ’e rahmet okutacak bir canilikle katledilmişlerdir. Yüzlerce insan yaralanırken 500’den fazla ev ve işyeri kundaklanmış, kentteki Alevi nüfusun %80’i göçertilmiştir. Kitle katliamları ile kentlerin inançsal, ulusal ve bir bütün demografik yapısının değiştirilmeye politikasının en önemli adreslerinden biri olmuştur Maraş. Ancak Kızılbaş Alevi halkımız Maraş’ta da, Madımak’ta da Muaviye politikalarına boyun eğmemiştir. Politik İslamcı faşist iktidarların asimilasyonuna da, Yezidleşen saldırganlıklara karşı da Hüseyince karşı durmayı bilmişlerdir.

19 Aralık 2000’de 20 hapishaneye eş zamanlı saldırılarda her türlü ateşli silah ve kimyasal gazlarla tarihte eşine az rastlanılan bir katliam gerçekleştirilmiştir. 28 devrimci vahşice öldürülürken yüzlercesi yaralanmıştır. F tipi tecrit hapishaneleri açılarak devrimci irade teslim alınmaya sokaklardaki toplumsal muhalefet ise korkutularak sindirilmeye çalışılmıştır. Ancak devrimci tutsaklar “zindanda ölmektir şimdi yaşamak” diyerek süresiz açlık grevleri, ölüm oruçları ve fiili direnişlerle politik kimliklerini korumayı başarmıştır. Hayatın her alanında faşist rejime karşı mücadele etmek isteyen emekçilere moral ve cesaret aşılayan devrimci tutsaklar F tipi tecrit hapishanelerinde de politik ve ideolojik bir merkez olmayı sürdürmüşlerdir.

28 Aralık 2011’de ise TSK’ya bağlı savaş uçakları Roboski’de sınır ticareti yapan köylüleri bombalaması sonucunda 17’si çocuk 34 Kürt katledildi. Dönemin Başbakanı Erdoğan “Emri ben verdim” diyerek katliamı üstlenmiş ve komutanlara madalya vererek, soruşturmanın ilerlemesini engellemiştir. Adalet mücadelesi veren aileleri gözaltına alarak, birçok yakınını Roboski’de kaybeden Şırnak vekili Ferhat Encü’yü tutuklayarak katliam unutturulmak istenmiştir. Ancak ne her ay adalet nöbeti tutan aileler ne de onlarla dayanışma içindeki toplumsal muhalefet güçleri cezasızlık politikalarına sessiz kalmamışlardır. “Unutursak kalbimiz kurusun” denilerek hesabın mahşere kalmayacağı kararlılığı dile getirilmektedir.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi olarak; katliamlarda yitirdiğimiz ölümsüzlerimizi ve tüm canları özlemle anıyoruz. Bugünde İmralı’dan F tiplerine devam eden tecrit politikalarına karşı 28’lerin direnciyle, Leyla Güven’in kararlılığıyla mücadeleyi büyütelim.

Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle sürdürülen asimilasyon politikalarına, Erdoğan’ın nefret söylemine karşı Demokratik Alevi Hareketi ile omuz omuza yürüyelim. Rojava’ya yönelik saldırı ve işgal girişimlerine, soykırım tehditlerine sesimizi yükseltelim yeni katliamlara izin vermeyelim.