ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş yazdı: Zamanın ruhu ‘normalleşme’yi reddediyor

Pandemi, burjuva Türk devleti ve faşist iktidarın ‘eski normal’e dönüş politikasına imkan vermeyecek biçimde gelişiyor. Mart öncesine dönüş yok ve süreç yeni bir döneme doğru evriliyor. Sayısız soru, sorgulama yeni bir bilincin mayaladığı toplumsal gerilim biriktiriyor. Bu durum bambaşka bir ‘normal’in yaratımını dayatıyor. İşte o normal, durumun içinde birikmekte olan imkan. Zamanın ruhu; normalleşmeyi reddediyor! Değişimi yaratacak kararlı öncülüğü, süreklilik içeren bir hazırlığı göreve çağırıyor.

“Kontrollü normale dönüş” süreci bugün itibariyle başlıyor. AKP-MHP iktidarı ve Sağlık Bakanı’na göre yaz boyunca sürmesi öngörülen bu dönem, memleketin ‘yeni normal’i oluyor ve yaz sonunda ‘eski normal’e dönüş hedefleniyor.

Önce AVM’ler açılıyor, piyasaya sıcak para akışı sağlanmaya çalışılıyor. Seyahat yasakları tatil bölgelerinden kaldırılarak turizmin canlandırılması hedefleniyor. İnfaz düzenlemesi ile serbest bıraktığı çeteleri dizayna, TBB ve bazı meslek örgütlerini tasfiye hazırlığına girişiyor. Halk açlıktan, salgından kırılırken işgalci savaş için bütçe oluşturuluyor. Tüm bunlar, sert bir iktisadi kriz dalgası ve yeniden yükselişe geçecek salgın riski görülerek yapılıyor. Faşist iktidar, derinleşen ekonomik kriz ve biriken toplumsal gerilime hazırlığını böyle yapıyor.

Normalleşme paketi; Haziran-Temmuz aylarında kitlesel işsizlik, çalışma saatlerinin uzaması, yıllık iznin gaspı, ödemelerin yapılmaması gibi iş yaşamında güvencesizlik, açlık ve yoksullukta yığınsal artış sonuçlarını yaratacağı gibi; sosyal mesafelenmeyi hiçe sayan düzenlemelerle salgının yayılmasında da ciddi bir yükselişi beraberinde getirecek. Salgın krizi ile birlikte giderek derinleşecek olan iktisadi kriz, yığınların iktidarla kurduğu her türlü bağı dinamitlemeye aday. Yaşamları açlığın ya da salgının pençesine atılan işçi sınıfı ve emekçilerin, gençlerin, kadınların biriktirdiği politik gerilim normalleşme dizaynına girmeyecek türden patlamaları, isyan dalgalarını mayalıyor.

Devrimci sosyalistler pandemi döneminin girişini kazanan hareket tarzını yarattılar. Şimdi; “Saray faşizminin normalleşme saldırısına karşı devrimci politikanın yönü ve sosyalist, emekçi sol hareketin hareket tarzı ne olacak?” sorusu yanıtlanmayı bekliyor.

Özgün bir dönemin sorularına yanıt aramaya devam ediyoruz. Belirsizlik içeren her dönem krizsel bir durumdur. Kriz; olanaklar ve risklerle dolu yüksek gerilimli bir durumu gösterir. Devrimci politika; pandemi döneminin bu safhasının hayati sorunlarını çözümlemeli, kavramalı, sürecin ana yönünü ve hareket tarzının ana doğrultusunu tam bir kesinlikle tayin edebilmelidir.

Her şeyden önce bu dönemin dar-sınırlı bir zaman aralığında olacağı fikrine kapılınmamalıdır. Böyle bir zamansal tarifin devrimci saflarda da tersinden bir ‘normalleşme’ beklentisi, algısı yaratacağı açıktır. Durumun içindeki risk, dönem içinde yaratılan politik düzeyden, hareket tarzından tersine döndürecek bir normalleşme eğilimidir. Devrimci sosyalistlerin kendi eylemiyle geliştirdiği hareket tarzı, 1 Mayıs, 6 Mayıs tablosunda ortaya çıkan birleşik eylemler böyle bir eğilimin, beklentinin aksine, dönemin girişinin kazanılmasını sağlayan tarzın ‘normal’ hale gelmesini, rutinleştirilmesini emrediyor.

Pandemi, burjuva Türk devleti ve faşist iktidarın ‘eski normal’e dönüş politikasına imkan vermeyecek biçimde gelişiyor. Mart öncesine dönüş yok ve süreç yeni bir döneme doğru evriliyor. Endüstriyel hayvancılık, dünya topraklarının kapitalist tarım tekellerinin çiftliği haline getirilişi, eko-sistemin kâr hırsıyla tahrip edilişi, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, insan hastalığının kâr aracına dönüştürülmesi, halk sağlığı ve koruyucu hekimlik kavramının gündemden düşüşü, sağlığa ayrılan kaynağın sistematik olarak küçülüşü… gibi sayısız soru, sorgulama yeni bir bilincin mayaladığı toplumsal gerilim biriktiriyor. Bu durum bambaşka bir ‘normal’in yaratımını dayatıyor. İşte o normal, durumun içinde birikmekte olan imkan. Zamanın ruhu; normalleşmeyi reddediyor! Değişimi yaratacak kararlı öncülüğü, süreklilik içeren bir hazırlığı göreve çağırıyor.

***

Salgında güvencesiz çalışma nedeniyle ücretli izin, iş güvencesi talebini yükseltmeye devam etmeli; işten çıkarılan işçiler, yarı-işçiler, kepenk kapatan esnaflar, yoksullar için yaşam ücretini söylemeliyiz. İş güvencesi hakkını işyerlerinde, işten atmalarda fiili meşru eylemlerle savunmalıyız.

İşsizliğin yaratacağı açlık ve yoksulluğa karşı ev giderlerinin karşılanması, ücretsiz gıda ve sağlık hizmetini söylemeye devam etmeli; yoksulların yaşam alanı olan emekçi semtleri bu çalışmanın yoğunlaştığı alanlar yapmaya yönelmeliyiz. Emekçi semtleri işçi gençlikle somut bağ kurmanın sahasına; aynı zamanda kadın işsizler ve ev emekçisi kadınlar arasında özel örgütlenecek bir çalışma alanına dönüştürmeliyiz. Öğrenci gençliğin geçim ve eğitim giderlerinin karşılanması taleplerinin kararlı eylemcisi olmalı, üniversitelerde bu mücadele damarını geliştirmeliyiz.

Dönem boyunca yetkinlik kazanarak sürdürdüğümüz işyerleri, işçi geçiş noktaları, devlet kurumları önlerinde kitle ajitasyonlarına, kent sokaklarındaki ses çıkarma eylemlerine devam etmeli, antifaşist mücadelenin görevi olarak iktidarın salgın ve normalleşme politikalarını teşhire yönelmeliyiz.

Devrimci sosyalistler, dönem içinde gelişecek her işçi direnişiyle planlı, örgütlü ilişki kurmayı esas almalı. Direnişi yaygınlaştırmak, bulunduğumuz dayanışma ağlarında direnişlerle dayanışma komiteleri kurmayı gündemleştirerek, örgütlü dayanışma içinde olmak hareket tarzımız olmalı.

1 Mayıs kutlamalarını, 6 Mayıs anmalarını, kitle ajitasyonunun bazı biçimlerini ortak eylemler biçiminde örgütleyerek, birleşik hattın yaratılması bakımından ön açıcı olan devrimci sosyalistler; mücadeleci tüm öznelerle sokakta, eylemde birlikten; belli başlı talepler, mücadele konularında ortaklaşarak birleşik hareket zemininin geliştirilmesinden geri durmamalı.

Bugüne kadar çalışmamızın bir başka ayağını oluşturan dayanışma ağları ile planlı ve hedefli bir ilişkide derinleşmeliyiz. Ağların faaliyetinin esasını oluşturan gıda yardımı, İBB’nin ‘askıda fatura’ uygulaması gibi faturaları ödeyecek nakdi katkılar, sağlık sektörüne maske, siperlik yardımı, devlete yüklenmesi gereken açlık, yoksulluk sorununun çözümünü emekçilere havale ederek çelişkileri yumuşatan bir rol yonuyor. Öte yandan da dayanışma ve ortak hareket kültürü yaratarak, yerel-ilçe, mahalle, sokak örgütlenmelerinin maddi zeminini yaratıyor. Bu sahada devrimci politikanın hegemonya mücadelesini vermeliyiz.

Güncel politik mücadele hattı içinde bağımsız ve birleşik eylemi geliştirip, çoğaltarak yol almayı esas alacağız. Sermayenin ve faşist rejimin kıyım, yıkım saldırısına karşı yığınların politik eylemini örgütlemek, birleşik direnişi geliştirmek için devrimci inisiyatifle hareket edecek, sokağın ve eylemin yolundan birkaç adım daha öne çıkacağız. Lübnanlı emekçilerin hükümete, orduya, sermayeye karşı ‘kardeşimiz değiller’ diyerek saflaştığı barikatları, sokaklara, işyerlerine, emekçi semtlere, üniversitelere kuracak; yaşam, onur ve özgürlük direnişini yükselteceğiz.

Açlık ve ölüm dışında yol tanımayan normalleşmeye boyun eğmeyecek, ‘eski normal’e dönmeyeceğiz!

* Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı

Kaynak: Etkin Haber Ajansı(ETHA)